• Kategoriler
    • Güncel
    • Popular Topics
    • Best Posts
    • Kullanıcılar
    • Gruplar
    • Arama
    • Kayıt Ol
    • Giriş
    1. Ana Sayfa
    2. EzgiLera
    3. En İyi
    Üyelik oluşturma, email adresi onayı veya foruma giriş konusunda sorun yaşayan üyelerimiz [email protected] adresine email gönderebilirler!
    EzgiLeraE Çevrimdışı
    • Profil
    • Takip Edilenler 7
    • Takipçiler 127
    • Konu 1
    • İleti 2,173
    • Gruplar 1

    İleti

    Güncel En İyi Tartışmalı
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      25 Mayıs 2022 sabahı İstanbul'dan Ankara'ya doğru eşimle beraber yola çıktık. Yolda geze dolana yavaş yavaş gidiyorduk. Bolu'da alışveriş ve yemek için durduğumuzda kalacağımız otel için rezervasyon yaptık. UK Ankara Hotel. Çift kişi için geceliği 550 TL. Bolu'daki son molamızdan sonra yola çıkıp durmadan Ankara'ya vardık. Otel büyük, eskiden Seğmen Otel'miş, yenilenmiş ve isim değiştirmiş. Elçiliğe yürüme mesafinde. Odaları güzel, temiz. Otele girişimizi yaptık ve eşim banka dökümü almak için bankaya gitti. Birikimimiz benim hesabımdaydı ama asıl talihli eşim olduğu için ısrarla banka hesap dökümü almak konusunda diretti. O hesap dökümü alırken ben bir duş aldım ve fotoğraf çekimi için hazırlandım. Eşim geldikten sonra bir fotoğrafçıya gittik ve 2 kişi 4er fotoğraf çektirdik. 60+60 120 TL. Eğer mail olarak da istiyorsanız fotoğraf başı +10 TL ücreti varmış. Fotoğrafçıdan çıkıp yemeğe gittik ve döndüğümüzde fotoğraflarımız hazırdı, teslim aldık. 2 fotoğraf için yaklaşık yarım saat sürer baskısı demişti, biz 1 saat sonra gittik. Akşamı otel odasında dinlenerek geçirdik ve mülakata birkaç saat kala uyuduk. Her ne kadar sürekli uyanıp saate baksam da dinlendim yine de :)

      26 Mayıs 2022 Mülakat Günü

      Sabah kalktım, eşimi uyandırdım. Bir müddet hazır olmasını bekledikten sonra 7buçuğa doğru otelde kahvaltı için üst kata çıktık. Gayet sakin bir şekilde kahvaltı yapıyorduk. Bir yandan eşime hazır mısın, heyecanlı mısın diye soruyordum. Hayır diyordu ama sürekli onu sorarlarsa ne derim bunu sorarlarsa ne derim diye soruyordu :) Odadan 8'de çıktık. Daha biraz ilerlemiştik ki fotoğrafların odada kaldığını anladım. Eşim geri döndü, fotoğrafları aldı. Arabanın anahtarını da odaya bırakacaktı ama unutup yanına almış. Yanımızda evraklar, eşimin cüzdanı, otel odasının kartı ve araba anahtarından başka bir şey yoktu. Hatta ben kimlik bile almamıştım yanıma :)
      Yolu biraz ilerlemiştik ki ruhsatı da almadığımız geldi aklıma. Araç değerlemeleri yanımızdaydı ama ruhsat yoktu :) Ben zaten elbet bir evrak unutacağımızı biliyordum ama neyse dedim, önemli değil zaten ruhsat, hesaptaki paranın yeterli olacağını düşünüyordum.

      08.17'de elçiliğin önünde sıradaydık. Önümüzde biraz heyecanlı bir hanımefendi ve 2 çocuğu vardı. Kadın sürekli bir şeyler unutup Kaktüs kafeye koşup geliyordu :) Onlar sıranın en önüne geldiğinde kadının elinde siyah bir poşet ve içerisinde çocukları için yiyecekler vardı. Güvenlik poşeti görünce onu içeri sokamazsınız dedi. Kadın tekrar kaktüs kafeye doğru koştu ve geri dönüş yolunda güvenlik bizi çağırdı. Bize, siz gelin onlar hazır değilse dedi. Ben de yok hanımefendi geldi zaten dedim. Ve önden onlar girdi. Onların pasaport kontrolleri yapılırken yabancı bir beyefendi geldi. Sanırım daha önce sıradaymış ve bir eksik için geri göndermişler. Güvenlik kendisini biraz sonra alacağını söyledi. Kadın ve çocuklarından sonra bizi değil, o beyefendiyi çağırdı. Onunla da işi bittikten sonra bizi çağırdı.

      Güvenliğe pasaportlarımızı verdik ve covid formu doldurduk. 1 form doldurmamızın yeterli olduğunu söylediler. Forma yazmak için saati sorduğumda 08.30 olduğunu söyledi güvenlik. X-ray cihazından geçerken üzerimizde hiçbir eşya olmamasını istediler ama bende kolye küpe vardı, sorun olmadı. Eşimin gözlüğünü bile çıkarttırdılar 😅 X-rayden geçerken eşimin cüzdanını görmek istediklerini çünkü içinde bir şey olduğunu söylediler. Arabanın kartı olduğunu gösterdik. A tamam o zaman dediler. O meşhur ağır kapıya doğru uzandığımda anladım ne kadar ağır olduğunu ve güvenlik aynı anda uyardı kapı ağırdır diye. Eşim açtı kapıyı. Kapı, koridor dedikleri dış alana doğru açılıyor. Koridordan yürüyüp mülakat bölümüne geçtik ve o kapı da yine ağır ve dışa doğru açılıyor. Oradaki deskte pasaportlarımızı istediler yeniden, 2 adet güncel fotoğrafımız olup olmadığını sordular var dedik. Ve bize sıra numarası verildi. 0222 :)

      Eşim ve ben sıra numarasını gördükten sonra bugün çok şanslı olduğumuzu anlamıştık. Çünkü 0 ve 2'ler bizdik... Biz evlenmeye Eskişehir'deyken (alan kodu 222) karar vermiştik ve orada da eğlenmeye 222'ye gitmiştik. Her ne kadar düğün daha geç olsa da, ben resmi tarihimiz özel tarih olsun istediğim için 02.02.2020'de nikah yapmıştık. 02.02.2022'deki 2. yıl dönümümüzü kutlarken Ankara'nın 466 mülakat vermesiyle mülakata Ankara'da girmeye karar vermiştik. 2022 talihlisi idik ve mülakat sıra numaramız da 0222'ydi.

      Mülakat salonu doluydu. 23 sandalye vardı ve oturacak yer yoktu. Salonun köşesine, klimanın yanına geçtik ve ayakta bekleyerek insanları izlemeye başladık. Hem mülakat yapılan bankolar, hem para alınan banko, hem de evrak teslim edilen bankolar görüş açımızdaydı. Herkesi gözlemliyordum. Özellikle 5 numaralı mülakat bankosunun sesi çok yüksekti. Mülakatı yapan kişinin ne dediğini çok net duyabiliyordum. Herkes onaylanıyordu. Biz ise mülakat ücretinin ödesi için 7 numaralı bankoda numaramızın yanmasını bekliyorduk. Eşime heyecanlı olup olmadığını tekrar sordum. Aslında heyecanlıydım ama numaramızı gördükten sonra heyecan kalmadı, versinler vizemizi gidelim dedi :) 5 numaralı bankodan soruları ve onayları duydukça da rahatladığını düşünüyorum. Çünkü kısa sürüyordu ve rahattı mülakatlar.

      Bizden önce girmiş yabancı bey 221 numarası ile 7 numaralı bankoda ücretini öderken, bizim numaramız 11 numaralı bankoda yanınca biraz şaşırdım. Tam ödeme sırası bize gelecek diye beklerken önce evrak teslimi için çağırmışlardı. Evrakları kişi kişi ayırarak dizmiştim ama evrakları teslim alan beyefendi kişi kişi ayırmadan istedi.

      +Önce geçerli pasaportlarınızı verin.
      Verdik.
      +ABD vizesi olan pasaport var mı?
      -Evet benim var.
      +Tamam onu da verin.
      Verdik.
      +Nufüs kayıt örneklerinizi ve adli sicil kayıtlarınızı verin.
      Verdik.
      +Evlilik cüzdanınız ve fotokolerini verin.
      -Biz fotokopi çektirmemiştik.
      +1 tane de mi yok?
      -Yok hiç çektirmedik fotokopi.
      +Neyse tamam. Hallederim ben.
      Evlilik cüzdanını da verdik.
      +Şimdi asıl talihlinin orijinal diplomasını ve fotokopisini verin.
      Verdik.
      -Benimkine gerek yok mu?
      +Yok.
      +Mali evraklarınızı verin.
      Benim üzerime olan Eskişehir'deki evin tapusunu ve benim banka hesabımı (yaklaşık 50bin dolar karşılığı TL, döviz ve altın) uzattım. Eşimin hesap dökümünü arıyordum.
      +Bunlar yeterli.
      -Ama asıl talihlinin hesabı değil o.
      +Tamam bunlar yeterli zaten, başka gerek yok.
      (Hatta tapuyu da geri verecekti ama emin olamadı, vermedi geri)
      +Sağlık raporlarınızı da verin.
      Verdik.
      +2şer tane de güncel fotoğraf verin.
      Verdik.
      +Maskenizi indirir misiniz?
      -İndirdim.
      +Tamam başka bir şeye gerek yok.
      -Teşekkürler.

      Köşemize geçip tekrar 7 numaralı bankoyu beklemeye başladık. Bu arada eşime, aslında önce evrakları vermemiz daha iyi oldu, bize sıra daha erken gelir böyle çünkü evrakları içeride işlemeye başladılar bile dedim.
      Telegram grubundan bir beyefendi ve ailesi ile tanışıp muhabbet ettik o arada. Biraz heyecanlılardı. Aslında heyecanlanacak bir şey yok diyordum ki 7 numaralı bankoda numaramız yandı. Kişi başı 330 dolar nakit verdik. Ve anlamsız şekilde uzun sürdü bu parayı ödemek. Sanırım sistem biraz ağır işliyor. Hatta o ara eşime, mülakat bile bu kadar uzun sürmeyecek :) dedim. Ödemeyi yaptıktan sonra muhabbete geri döndük :)
      Heyecanlanacak bir şey yok, 5 numaralı bankonun sesi çok açık zaten, herkesi onaylıyorlar dedim :) Bizim ruhsatı unuttuğumuzu söyledim ve o da unutmuş. Sorun olmaz, hesabınızda yeterli para var zaten dedim :) Harita mühendisiymiş kendisi. Kolayca iş bulursunuz merak etmeyin dedim. Bizim Mayıs submitliler olarak bu senenin şanslı kısmı olduğumuzdan ama geride kalanlar için de üzüldüğümüzden bahsettik biraz.

      Bu arada salon boşalmış, oturacak yerler çokça vardı. Bir görevli yanımıza gelip lütfen boş sandalyelere oturun diye bizi uyardı. Oturduktan kısa süre sonra, önce tanıştığımız ailenin evrakları için ışık yandı, daha sonra da bizim için 5 numaralı bankoda mülakat ışığı yandı. Bu kadar çabuk beklemiyordum. Bizden önce içeri giren 2 çocuklu hanımefendi bile hala bekliyordu oysa :)

      Biz eşimle yanyana dururken hep ben solda dururum o sağda durur. Bankoya gittiğimizde de öyle durduk. Sanırım bu yüzden olsa gerek, bankodaki görevli bey soruları genelde bana bakarak sordu ama eşim asıl talihli olduğu için ben onun cevap vermesini bekledim.

      Günaydın hoşgeldiniz nasılsınız? dedikten sonra, öncelikle sağ elimizi kaldırarak söylediklerimizin doğruluğuna dair yemin etmemizi istedi. Eşim yemin ediyorum dedi ben yemin ediyoruz dedim ve yemin ediyorum diye düzelttim daha sonra 😅 Önce eşimin parmak izlerini sonra benim parmak izlerimi aldı.

      Nereye yerleşmeyi düşünüyorsunuz? dedi.
      Florida dedik ikimiz de aynı anda.
      Ooo Florida çok güzel. Neden oraya gitmeyi düşünüyorsunuz? dedi.
      Ben eşime baktım. Eşim de turizm sektöründe olduğum için dedi ve sonra aynı anda yine maliyet avantajı dedik.
      Orada tanıdığınız, akrabanız, arkadaşınız veya o tarz biri var mı? diye sordu.
      Yok dedik.
      Daha önce Amerika'ya gittiniz mi? dedi.
      Eşim hayır dedi. Ben evet dedim.
      Turizm mi? Dedi.
      Evet, turist olarak gitmiştim dedim.
      Eşime dönüp bir anda "Do you speak English?" diye sordu ve eşim de "So so" diye cevap verince güldü.
      Merak etmeyin oraya gidince çok hızlı öğrenirsiniz dedi.
      Umarım bir an önce gideriz dedim.
      Tebrikler, vizenizi onaylıyorum dedi.
      Teşekkürler dedik.
      Pasaportumu ve turist vizemi göstererek artık bunu iptal ediyorum dedi ve turist vizeme iptal damgasını bastı.
      Lisans diplomasının orijinalini, evlilik cüzdanını ve iptal vizeli eski pasaportumu geri verdi.
      Bir de bizim tapu vardı dedim. Çok anlamadı gibi. Resimli bir şey dedim.
      Mali evrakların arasından tapuyu epey aradı. Sonra buldu. Tapuyu da ve nedense imza sirkülerini de geri verdi. Bunlara gerek yok mu dedim. Yok dedi.
      Pasaportlarınız 3 ila 5 gün içerisinde PTT'ye verilecek dedi.
      Tekrar teşekkür ettik ve oradan ayrılıp daha önce dikilerek beklediğimiz yere gittik, evrakları dosyaya geri koymak maksadıyla. Oraya gittiğimiz gibi salondaki görevli peşimizden geldi ve sizin mülakatınız bitti di mi diyerek bize kapıyı gösterdi 😅
      Bu arada muhabbet ettiğimiz aileye bakmak için tekrar salonu kestim ama aile hala evrak vermekle meşguldü sanırım çünkü onları göremedim. Gerçekten evrak teslimi mülakattan daha uzun sürüyor :)

      Mülakatı hangi dilde yapmak istediğimiz sorulmadı. Ben işsiz olmama rağmen paranın kaynağı sorulmadı. Güncel olarak burada ne iş yaptığımız sorulmadı. Orada ne iş yapacağımız sorulmadı. Mülakatta bana az, eşime çok soru gelmesini bekliyordum ama cevapları hep ben versem de sanki bir sorun olmazdı çünkü solda ben olduğum için genel olarak bana bakarak sormuştu soruları, sen asıl talihli değilsin, neden atlıyorsun demezdi herhalde. Ayrıca, mülakat başlarken maskem tam takılıydı ama evrak alırken maskemi indirip suratımı görmek istediği aklıma gelince, yeminden sonra parmak izi verirken maskeyi indirdim. Salonda da birçok kişi maskesi yarım takılı duruyordu. Hiç uyarıldıklarını da duymadım. Sanki yavaş yavaş önlemleri gevşetiyor gibiler.

      Otele dönüp odaya çıktığımızda saat 9.49 idi. Ben öğlen olmuştur diyordum. Halbuki her şey 1.5 saat bile sürmeden olup bitmişti.

      İnişli çıkışlı bir 2 yılın sonunda "Tebrikler vizenizi onaylıyorum" cümlesini duymak kadar rahatlatıcı bir şey yok. Yine de vize basılı pasaportu görene kadar tam anlamıyla da rahat edemeyeceğim gibi. Aman bir sıkıntı çıkmasın artık diyorum. Kendim adına rahatlamış olmak güzel bir şey ama bir yandan aklım hala geride kalanlarda...

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part-2

      Hayatın insanı nereye götüreceği belli olmuyor, bazen akışına bırakmak lazım. Sırf ne güçlü olduğumu göstermek için akıntıya direnmek, onunla mücadele ederek hiçbir şey elde edemeyeceğimi bile bile kendimi boş yere hırpalamak yerine, ben kendimi akışa bıraktım. Bunu dayanmaya gücüm olmadığı için yapmadım, sonunda akıntının durulup olmam gereken yere beni götüreceğini bildiğim/umduğum için yaptım. İyi ki de yapmışım. O geçen sürede geniş ailemle çokça görüntülü görüşme yaptım. Anlattığım olayların hiçbiri benim yüzümdeki gülüşü silmemişti, onlardan da bunu sıkça duydum. Ne zaman arasak gülüyorsun, mutlusun demişlerdi. Çünkü her şeye rağmen gerçekten mutluydum, onlar da benimle dertlenmek yerine benimle mutlu oldular, beni mutlu görmek onlara da iyi geldi.

      Birkaç ay sonrasında, Martta, arkadaşım ile oturduğumuz apartman dairesinin kontratı bitecekti. Başta da buraya gelirken dediğim gibi ben buraya geçici olarak gelmiştim, kontrat bittiğinde başka bir eyalete taşınmak istiyordum. Arkadaşım ise kendine satın almak için ev bakıyordu. Maaşlı işe de girdikten sonra bir kredi kuruluşundan kredi onayı almıştı zaten. Onayı 6 ay boyunca geçerliydi, 1 yıla uzatma opsiyonu vardı. Kontrat bitmeden doğru evi bulmak ve satın almak, kontrat bitince de oraya taşınmak istiyordu. Ama ben zaten kışı burada geçirmiş olacaktım kontrat bittiğinde. O yüzden Ekime kadar kalmak sorun olmazdı. Evi alırsa Ekime kadar burada kalabileceğimi düşünüyordum. Ev gezmelerinde ona eşlik ediyordum, hem bu kadar uygun fiyatlı evler olması da insanı cezbediyordu. Üstelik kendime ev alacağım günler için de piyasayı öğrenmiş ve tecrübe kazanmış oluyordum.

      Arkadaşımla çok ev gezdik. Bütçesine uygun evlerin hiçbiri içimize sinmedi. Tam güzel ev bulduk, hadi bunu gezelim dediğimiz evler aynı gün yüksek bir teklif alıp piyasadan kalktı. Bütçesinin üst sınırında olan gezdiğimiz evlere ise teklif yapmak istediğimizde emlakçımız sürekli “daha şimdiden istedikleri fiyatın üzerinde teklif yapılmış” diye geri dönüş yaptı. Biz teklif bile yapamadık. Emlakçımız şu an piyasada çok az ev var, pandemi yüzünden fiyatlar da yükseldi, evler liste fiyatının %40 üzerine gidiyor şu an, eskiden alıcının piyasası olan piyasa, şu an satıcının piyasası maalesef dedi. Nisan Mayıs gibi pazara çok ev düşecektir, o zaman satın almak için daha uygun zaman olur diye de ekledi. Zaten neredeyse sonuna geldiğimiz kontratı yeniledik. Çünkü burada ev alıp burada yaşamak isteyen arkadaşım, gittikçe ümitsizliğe kapılıyor ama emlakçının bahsettiği o piyasa değişimini de görmeden vazgeçmek istemiyordu. Eğer o zaman da güzel ev bulamazsam ben de seninle taşınırım, ev alamadıktan sonra burada yaşamanın da anlamı yok ki dedi. Haklıydı. Çok para verdikten sonra her eyaletten ev alınabilirdi. Ya da ev almayacak ise herhangi bir yerde kirada beraber yaşayabilirdik.

      Kontratı yeniledik, havalar ısındı, malum zaman geldi çattı. Ama piyasada değişiklik olmadı. Evet ev sayısı arttı ama fiyatlarda bir düşüş olmadı. Arkadaşım hala maaşlı işinde çalışmaya devam ediyordu. Ben ise artık sıkılmış olsam da delivery yapmaya devam ediyordum. Maaşlı iş bulmak istiyordum ama henüz nerede yaşayacağım bile belli değilken buna adım atamıyordum. Delivery işlerinin kazançları düşüyordu. Üstelik havaların da ısınmasının getirdiği rehavet, o hadi bugün çıkıp gezelim, çalışmayalım hissiyatı ile eskisi gibi çok çalışmıyordum. Önceden sabah erken saatte çıkıp, akşamları da çalışan ben, öğleye doğru çıkıp hava kararmadan bırakıyordum çalışmayı. Araba almak, telefon almak gibi hedeflerim de kalmadığı için kendime yetecek kadar çalışıp rahat takılıyordum. Zaten parayı nereye harcayacaktım ki çok çalışsam? Hazır bahar rehaveti de üzerimdeyken, bir arkadaşımızın yanına, Virginia’ya gittik gezmek için. Amerika’ya geldiğimde potansiyel olarak yaşayabileceğim çok yeri gezmiştim ama yol üzeri olmadığı için seçeneklerim arasında olan Virginia’ya gitmemiştim.

      Virginia'yı çok beğendim. Buranın doğası evet çok güzel ama Virginia ayrı bir güzel. Tabi daha kalabalık oluşu ve trafiği biraz sıkıntı olsa da rahatsız edici düzeyde değil. Virginia dönüşü planımızı yaptık. Orada iş bulup oraya taşınmaya karar verdik. Ekime kadar her şeyi hallederiz diye konuştuk. Ohio ev piyasası arkadaşıma istediğini veremedi. Virginia için çok yükselmişken oradan bakmaya başladık evi. Ev fiyatları buradan daha yüksekti ama evler daha güzeldi, daha yeniydi. Yine de bütçeye uygun bir şeyler bulunabilirdi. Arkadaşım kredi aldığı yere bu düşüncesinden bahsedince ilk golü yedik. Nerede çalışıyorsanız kredi teklifiniz orada geçerli, başka eyaletten ev almak istiyorsan önce oradan bir iş bul sonra yeni kredi teklifi oluşturalım dediler… Hayaller suya düştü. Bunun üstüne arkadaşım bir de işini bıraktı. Çünkü çok hayal kırıklığına uğramıştı, burada çalışıyor ama ev bulamıyordu, orada bulsa kredi vermiyorlardı. O da taşınmak istiyordu. Bu saatten sonra artık burada çalışmasının anlamı kalmadığını söylüyordu.

      Yaz gelmişti. Amerika'ya geleli 1 yıl olmuştu tam. Delivery işlerinin paraları iyice düştü, kazandırmıyordu. Ama iyi kötü idare ediyordum. Yazın her yerde işlerin böyle olduğunu bildiğim için çok da umursamadım açıkçası. Yıl dönümüm üzerinden daha birkaç gün geçmişti ki kaza yaptım. Arabamın tamir edilmesi gerekiyordu. Hem taşınma işimizi hem çalışmamı aksattı bu durum. Zaten az çalışıyordum, araba da tamire gidince hiç çalışmadım bir süre. Bu süreyi taşınma işine enerjimi harcayarak geçireyim dedim ama arabanın tamirde olması ve bu yüzden bir süre para kazanamamış olmam uyanmama neden oldu. Bu delivery işlerine güvenerek taşınmak akıl karı değildi. Hele ki kazancın düşük olduğu şu yaz döneminde. Gitmeden önce maaşlı bir iş bulmam gerekiyordu. Aksi halde böyle bir durum olduğunda işler sarpa sarabilirdi. Virginia'da yaşam maliyeti daha yüksekti ama gelirler de ona göre yüksekti. Ancak işsiz kalınca risk daha büyük oluyordu. Ben burada yaşarken sadece bonus olduğu zaman delivery yapmaya çıktığımda bile, birkaç gün çalışıp o ayın masrafını kurtaracak kadar kazanabiliyordum. Ki yaz aylarının geri kalanını bu şekilde geçirdim arabam tamirden döndükten sonra. Çok çalışıp az kazanmak insanın moralini bozuyor. Ben çok kazanabileceğim o nadir zamanlarda çalışmayı tercih ettim ve az çalışıp kendime yetecek kadar kazandım. Ayda 5 güne kadar düştü çalışmam yaz dönemi. Hobi olarak kupon toplayıp alışveriş yapıyordum yazın. Ama gezmeyi de ihmal etmedim tabi. Chicago'yu gezdikten sonra şunu anladım, ben artık kalabalık şehir insanı değilim. Hele ki şehir merkezindeki o büyük büyük binalar, sıkışık trafik, insan kalabalığı, hayat pahalılığı. O kadar bunaldım ki, planladığımdan erken döndüm Chicago’dan.

      Yaz bitmek üzereydi. Yaşadığımız sitenin yönetimi ile konuştuk. Taşınmak istediğimizi söylediğimde taşınmak için 60 gün önceden haber vermemiz gerektiğini ve kontratımız olduğu için 2 kira ceza ödeyeceğimizi söylediler. Algılayamadım. 2 kira ceza ödesek çıkıyor muyuz dedim, 60 gün sonra çıkıyorsunuz dediler. Peki haber verip 60 gün sonra çıksak ceza ödüyor muyuz dedim, 2 kira kadar dediler. Kısaca bugün çıkmak istiyorum dediğimiz an cebimizden 4 kira çıkıyor. Geldi mi ikinci gol… E biz zaten Eylül kirasını ödemiştik, 4 kira demek Ocak sonuna kadar ödemek demek. Yani 2 kira eksik ödemek için 6 ay erken mi çıkacağız? Gideceğimiz yerde hazır iş veya ev de yok. Böylece taşınma işi iyice sarpa sardı. Kontrat bitiminde çıkmak maddi açıdan en mantıklı seçenek gibi görünüyordu. Tam bunları değerlendirirken arkadaşımın bıraktığı iş yeri eğer hala taşınmadıysa yeniden işe başlamasını teklif etti aylar sonra. Su akıp yolunu buluyor gibi görünüyor bir şekilde, direnmenin anlamı yok. Arkadaşım da ertesi hafta işe başlamayı kabul etti. İşe başlamadan önce son bir seyahat vakti öyleyse.

      Bir dostumuz ve ailesinin yanına New York'a gittik. Aile ortamına, huzura ihtiyacımız vardı. Aradığımızı fazlasıyla bulduk. Muhteşem zaman geçirdik. Tüm o bunaltıcı süreci arkamızda bırakıp yeni bir sayfa açtık. Onların yanındayken uzun zamandır bakmadığımız ev piyasasına bir göz atalım dedik. Gerçekten fiyatlar daha uygun görünüyordu artık. Ama aylardan Nisan-Mayıs değil, Eylül olmuştu. Geç olmuştu ama olmuştu beklenen. Ohio'ya son bir şans vermek üzere dönüş yoluna geçtik. New York'a giden biz ve Ohio'ya dönen biz kesinlikle aynı değildik. Dostumuz ve ailesi sayesinde bakış açımız değişti. Onlarla geçirdiğimiz birkaç gün bize çok şey kattı. Dönüş yolunda arkadaşım, "Önceki sefer tek başıma denedim olmadı, bu sefer beraber deneyelim mi ev almayı?" dedi. Geçici bir süre diye geldiğim, bir an önce taşınmak istediğim eyaletten ev almak mı? Zaten ne planladıysam tersi olmadı mı hep :) ?

      Eve döndükten sonra kendimde yeniden çalışma isteği buldum, en azından maaşlı bir işim olana kadar. Tamam artık çalışıp para kazanma vakti, artık yeni hedefim var derken daha bir hafta bile olmamıştı ki posta kutusunda bana gelmiş bir zarf vardı. Sürüş ayrıcalıklarımın açığa alındığı yazıyordu. Araştırdım ve sebebinin yaz başında yapmış olduğum kazadan sonra katılmam gereken ama katılmadığım mahkeme olduğunu gördüm. Üç kez mahkeme düzenlenmiş ve katılmadığım için artık araba kullanamıyormuşum, süresiz olarak. Üç ayda zar zor aldığım ehliyetimi bir yıl olmadan kaptırmıştım bile. Ve böylece üçüncü golü yemiş oldum. Nedir şu ehliyetten çektiğim, geldiğimden beri anlamıyorum ki… Hemen hal çaresi nedir diye araştırmaya başladım. Avukat, "Hiçbir şeyin garantisi yok, ceza öder misin ehliyeti geri alır mısın bilemem, 1.000 dolar ver başlayalım" dedi. Avukatsız suçu kabul etsem 237 dolar ceza görünüyordu. Onu ödeyerek sürüş ayrıcalıklarıma tekrar kavuşabiliyordum ama başka sıkıntılar çıkma ihtimali vardı. Riski alsam bile 2-3 hafta gibi bir süre alıyormuş sürüş ayrıcalıklarımı geri almam. Ve ben tabii ki bunları değil, daha zor yolu seçtim, süreci kendim yürütüyorum. Tüm bu kazalar ve mahkeme süreci çok detaylı ve bence forumda bulunması gereken bilgiler içeren konular. O yüzden onlara şimdi girmeyeceğim, kendi iletilerini yazdıktan sonra linkini eklerim ama direkt sonucu söyleyeceğim. Mahkeme süreci hala devam ediyor ancak hakimden bu süreçte sürüş ayrıcalıklarımı geri vermesini rica ettim, verdi. Sürüş ayrıcalıklarıma geri kavuşmam yaklaşık 5 hafta sürdü. Hem de öyle ters zamana gelen 5 hafta ki.

      Peki bu 5 haftada ne oldu? Öncelikle arabayla başlayalım. Tam kasko yenilenme zamanına denk geldi ve ben şirket değiştirmeyi düşünüyordum. Başka şirketlerden ehliyetim açığa alındığı için aylık 500 dolar gibi bir ödeme çıkınca şok oldum. En sonunda kendi sigortacıma yazdım. Ehliyet durumumu görmesin diye önce ben yazmak istedim ama gördü mü görmedi mi bilmiyorum. "Ben yurt dışına çıkıyorum, arabayı kullanmayacağım, otoparkta durduğunda başına bir iş gelirse kapsayan ama full coverage olmayan ucuz bir sigorta teklifin varsa ver yoksa iptal ettireceğim" dedim. Gerçekten böyle bir sigorta varmış. Ayda 26 dolara storage coverage yaptırdım. Eğer arabayı kullanırsan, araba yerinden hareket ettiği anda sigortan geçersiz olur dedi. Güzel, sıkıntı yok zaten yurt dışında olacağım dedim. Arabanın çalıştırılması sıkıntı değil, sadece yerinden oynamaması gerekiyor bu sigorta için. Zaten ehliyetim yokken araba kullanacak halim de yok. Ekim ortası gibi de Türkiye'ye gidip yarım kalan resmi işleri halletme planım vardı zaten.

      5 haftada olan ev ve işle ilgili kısımları anlatmadan önce bu yazıyı burada kesiyorum. Buradan sonrası çok detaylı bilgi gerektiren kalem kalem yazmak istediğim kısım. Ama hikayemin sonu güzel bitiyor. Yediğim onca gole rağmen sonunda kazanan ben oldum :)

      Yani iyi ki kısacık yazacağım dedim, yine dayanamadım. Gerçi bunlar daha buz dağının görünen kısmı. Daha anlatacağım, detaylandıracağım çok şey var. Ama bu günlük bu kadar yeter. Umarım keyifle okumuşsunuzdur buraya kadar, sizi çok sıkmamışımdır.

      Part-3 ve sonrası:

      https://yesilkartforum.com/forum/topic/4926/abd-ye-yeni-taşınmış-göçmenlerin-i̇lk-aylardaki-deneyimleri/1491?_=1720769202307&lang=en-US

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part-1

      1.5 yıl aradan sonra herkese selamlar!

      Bu başlığa yazacak o kadar çok şey var ki… Hepsini bir iletiye değil, bir sayfaya bile sığdırmam mümkün değil. O yüzden ana konuları ilgili başlıkların altına detaylı yazmak üzere şu an sadece buraya kısacık, hatırlatma tarzında bir yazı bırakmak istiyorum. Detayları yazdıkça linklerini eklerim.

      Öncelikle, Amerika'ya yerleşmemin üzerinden neredeyse 1,5 yıl geçmesine rağmen, bu kadar aktif olduğum foruma yazmayı neredeyse tamamen bırakmış kadar azaltmamın sebebini açıklamak istiyorum. Amerika'ya eşim ile beraber ilk girişi yaptıktan çok kısa bir süre sonra boşanma kararı aldık ve yollarımızı ayırdık. Henüz resmi olarak boşanmamız gerçekleşmeden kendi özel hayatıma dair bir şeyler paylaşmak istemedim. Ancak geçtiğimiz ay Türkiye'ye gittim, resmi olarak boşandık ve geri döndüm. O yüzden artık geçen bu 1,5 seneyi yavaş yavaş hatırlayabildiğim kadar detaylı anlatmaya hazırım.

      Mülakatımızı ve mülakatımıza kadar yaşadıklarımızı detaylı olarak bu iletide anlatmıştım zaten. Mülakattan sonra olanları, ilk girişten önce neler yaptığımızı ve ilk girişimizi detaylı olarak ilgili konu başlığında anlatacağım. Ancak özetle gelmeden önce şunu belirtmek isterim ki niyet ettiğim her şeyi yaptım. Herkesle vedalaştım, evimizi kapattık, tüm eşyalarımızı sattık, arabamızı sattık. Nakite çevirebileceğimiz her şeyi nakite çevirip bir kısmını yanımıza aldık, bir kısmını ise daha sonra Amerika'da hesap açınca erişmek üzere TEB hesaplarımıza yatırdık.

      Uçak biletini almadan önce Kadir Bey ile çok konuştum, kendisinden araç almak için önceden haber verdim. Hatta Florida'ya yerleşmek istememize rağmen sırf ondan araç almak için ilk girişimizi Houston'dan yaptık. Çünkü bence Amerika'da üç şey çok önemli: İlki araba almak, ikincisi ev kiralamak ve tabii ki üçüncüsü iş bulmak. Cebimizde biraz birikmiş olunca işi önceliklendirmedim, hem zaten SSN falan da beklemek lazım. Ben bu üçlüden en önemlisinin araba olduğuna karar verdim çünkü eğer büyük şehirde değilseniz araba olmadan eliniz kolunuz bağlı, istediğiniz hiçbir yere gidemiyorsunuz ve hiçbir işinizi halledemiyorsunuz doğal olarak. Tabii Uber çağırmak veya araç kiralamak gibi alternatifleri var ama Kadir Zora'dan araç almak varken o alternatiflere yönelmek çok cezbetmedi beni.

      Kadir Bey de sağ olsun bize çok yardımcı oldu. Uçaktan indiğimizde bizi karşılaması ve otelimize götürmesi için birini gönderdi, Fatih. Fatih sadece bizi otele bırakıp gitmedi, otele vardığımızda, check-in yapıp odamıza yerleşmemize bile yardımcı oldu. Ertesi sabah Kadir Bey'in eşi, Ayşegül Hanım, otelimizden bizi alıp dükkana kadar bizzat kendisi götürdü, kahvaltımızı beraber yaptık. Ve sonunda Kadir Bey ile yüz yüze orada tanışmış olduk. Bizim için isteğimiz özellikte ve bütçemize uygun birkaç araç ayırmıştı. Onların hepsini ve daha bile fazla aracı eşim ve ben tek tek denedik. Hatta bazılarını birkaç kez kullandık. Aslında bu kısımları bu kadar detaylı anlatmayacaktım da konuya girince çıkamadım. Günün sonunda bir Lincoln MKZ'de karar kıldık ve ertesi günü aracı almak üzere Kadir Bey ile anlaştık. Ahh o araba yaktı beni o araba! Neyse, şimdilik detay yok.

      Aracı hallettikten sonra planım 10-15 gün kadar sürecek bir road trip ile Orlando'ya gitmekti. Hem yeni ülkede hayata başlamanın baskısı ve stresini hemen hissetmemek için, hem eyalet eyalet şehir şehir gezip kültürü görüp yaşamak için, hem zorlu bir pandemi ve DV sürecinin üzerine güzel bir tatili hak ettiğimiz için böyle bir planım vardı. Tabii amacım bir de yedek plan yapmaktı kendime. Evet Orlando'ya gidip yerleşecektik ama ya sevmezsek, ya umduğumuz gibi çıkmazsa, ya mutlu olamazsak diye potansiyel olarak yaşayabileceğimiz şehirleri görmek üzerine bir rota belirledim. Üstelik bu süreçte de SSN'lerimiz gelmiş olacaktı. Bir daha ne zaman böyle bir fırsat elde ederiz bilmiyordum. Bir arkadaşım da bize dahil oldu ve keşif tatili başladı. Bazen aksaklıklar ile bazen beklediğimden de iyi şekilde geçti. Yolda güzel tecrübeler edindik, güzel yerler gördük, çeşitli insanlarla tanıştık, şehir potansiyellerini değerlendirdik, 2 bin milden fazla yol yaptık ama yine de iyi dinlendik ve çok güzel yedik.

      Amerika'ya vardıktan 2 hafta sonra Orlando'daydık. SSN'lerimiz de gelmişti, planım tıkırındaydı. Sonunda her şey mükemmel olmasa da olmadı... Orlando'ya vardıktan birkaç gün sonra boşanma kararı aldık eşimle. O zamana kadar her şey planladığım ve istediğim gibi giderken bir anda her şey değişti. Boşanmak karşılıklı kararımızdı, en doğrusuydu, kavgayla gürültüyle değil, anlayış ve saygıyla ayrılıyorduk. Zaten bu yüzden resmi boşanmamız acil bir şey değildi, Türkiye'ye döneceğimiz zamana bırakmıştık. Ertesi sene Türkiye'ye gidip yarım kalan resmi işleri halletmek üzere anlaştık. Ama yine de tüm bunlar beklenmedik bir durumdu.

      O zaman artık benim orada kalmayacağıma karar verdim. En azından bir süre arkadaşımın yanında yaşayıp maddi ve manevi kendimi topladıktan sonra Orlando'ya dönecektim. Çünkü arabanın eşimde kalmasına karar verdik ve Türkiye'den nakite çevirdiğimiz tüm paramızdan, önce arabayı alıp sonra gezerken de harcadığımızdan kalan kısmını yarı yarıya bölüştük. Sonuç olarak elimde, yeni bir araba alacak ve ne zaman bulacağım belli olmayan işten bir gelirim olana kadar, tek başıma yaşayacak kadar param kalmamıştı. O saatten sonra harcamalarımda daha dikkatli olmalıydım. 2 hafta kadar daha Orlando'da kalıp eşimin iş ve ev bulmasına yardımcı oldum. Bu süreçte Orlando'da ikimize de ehliyet almaya çalıştık ama bir türlü kısmet olmadı bana. Amerika'ya gelişimin üzerinden tam 1 ay geçmişti ve uçağa binip Ohio'ya doğru, o zaman geçici olarak geldiğimi sandığım ama an itibarıyla hala yaşadığım eyalete doğru yola koyuldum.

      Hayatım boyunca da, Amerika serüvenim boyunca da her zaman maddi ve manevi yanımda olan ailem, Ohio'ya vardıktan sonra araba alabilmem için maddi destekte bulundular. Artık cebimde araba alabilecek kadar para vardı bu destekle. Önce ehliyet almam gerekiyordu. Şu ehliyet konusunda o kadar şanssızım ki geldiğimden beri... Ehliyetimi ancak yaz bittikten sonra elime aldım. Amerika'ya geldiğimden beri 3 aydan fazla vakit geçtikten sonra... Bu konuda şimdilik detay vermiyorum ama ilgili başlık altında çok detaylı anlatacağım siz de aynı sorunları yaşamayın diye.

      Ehliyeti bir türlü elime alamadığım için tabi araba da alamadım ve geldiğimde yaparım dediğim delivery işlerini de yapıp para kazanamadım. Sürekli cepten yedim bu süreçte. Güzel bir cep telefonum bile yoktu, arkadaşımın ödünç verdiği bir telefonu kullanıyordum idareten ve ne zaman para kazanacağım belli olmaz, cebimdeki param bitmesin diye bir telefon bile almamıştım kendime. Ama cebimdeki para azaldıkça alabileceğim araba seçenekleri de azalıyordu.

      Günlerimi çalışmadan geçiriyordum ama arkadaşım çalışıyordu. Delivery işleri yapıyordu. Ben de en azından vakit geçsin diye ona eşlik ediyordum, böylece kendim çalışmaya başladığımda daha ilk günden işin inceliklerini bilerek başlamış olacaktım. Tabi işin zorluğunu da gördüm. 2 kez kaza yapıp polis çağırdık. İkisinde de arkadaşımın hiçbir suçu yok, %100 karşı taraf suçlu. Spoiler vereyim hadi yine dayanamadım :) Ehliyetimi alamama sebeplerimden biri de bu kazalardan biri. Direksiyon sınavımdan önceki gün olmuştu ve direksiyon sınavına arkadaşımın arabasıyla girecektim. Sigortaya falan kendi adımı eklettirmiştim her şey hazırdı. Araç çalışır yürür durumdaydı, hiçbir hata uyarı ışığı yoktu, airbag vs patlamamıştı ama kaza soldan olduğu için şoför kapısı dışarıdan açılmıyordu, bozulmuştu, yalnızca içeriden açılıyordu. O şekilde direksiyon sınavına gittiğimde "safety issue" diyerek beni sınava almayıp 1 ay sonrasına gün verdiler.

      Eylül sonu Ekim başı gibi nihayet ehliyetim elime geçtiğinde, artık güzel bir araba alacak param kalmamıştı. Ailem yine destek olmayı teklif ettiğinde artık istemedim, isteyemedim. Arabam olmasa da arkadaşımın arabasının sigortasında adım olduğu için şimdiden sıraya gireyim, hazır olsun diyerek arkadaşımın arabası ile delivery uygulamalarına kayıt oldum. Uber Eats çok kısa sürede açıldı, daha beklerim sanıyordum. Uygulama açıldıktan sonra arkadaşım, “Hadi gel Amerika’daki ilk paranı kazanalım” diyerek arabasını verdi ve yaz boyu onun için yaptığımız gibi bu sefer de benim için delivery yapmaya çıktık. Şeytanın bacağını sonunda kırmıştım :) Şansımın geri dönmesini umuyordum bundan sonra. Artık iyi kötü bir araba alıp düzenli olarak para kazanmam gerekiyordu. Bu arada gözünüz korkmasın, Amerika’da araba almak normalde bu kadar zor bir şey değil. Benim bu kadar zorlanıyor olma sebebim, hala pandemi-çip krizi vs yüzünden hem piyasa çok yüksekti hem de çok az araç vardı. Ayrıca kuzeydeki arabaların pas sorunu olması da gözümü korkutuyordu. Ve tabi bir de Lincoln etkisi vardı, ama bunu sonra anlatacağım.

      Şansım yavaş yavaş geri dönmeye başladı. Ben kara kara şu araba işini ne yapsam diye düşünürken arkadaşım maaşlı işe başladı ve onun işte olduğu saatlerde arabasını ödünç vermeyi teklif etti. Bu durum gerçekten beni çok rahatlattı çünkü saçma sapan içime sinmeyen bir araba almadan para kazanacak, sonra da biriktirdiğim parayla iyi bir araba alabilecektim. Arkadaşımın birkaç haklı kuralı vardı tabii. İnsan taşımacılığı yapmayacaktım, sabah onu işe bırakıp öğlen yemek için almaya gidecektim ve tabii sonrasında iş çıkışı onu alacaktım. Bu yüzden iş yerine yakın bölgede çalışabilirdim çünkü öğle yemeğine ne zaman çıkacağı veya işten ne zaman çıkacağı belli olmuyordu. Karlı havalarda arabasını vermeyecekti. Daha sonrasında akşamları, onu işten eve bıraktıktan sonra da çalışmak istediğimde tehlikeli mahallelere gitmemem karşılığında kabul etti. Bu şekilde çalıştığımın ilk haftası kendime telefon almaya yetecek parayı kazandım ve telefon aldım. Ama yine yarınım ne getirir bilemediğim için telefon parasını kazanmış olmama rağmen taksitle aldım telefonu.

      2-3 ay arkadaşımın arabasıyla çalıştıktan sonra artık havalar da iyice soğuyup karlı havaların da çoğalmasıyla sonunda içime sinen bir araba buldum. Üstelik yazın galerilerden baktığım arabalardan daha uygun bir fiyata ilk sahibinden bir araba buldum. 2018 model Hyundai Elantra. Amerika’ya yerleşirken bir liste yapıp hangi arabaları alabileceğimi yazsam ilk 10'a bile girmeyecek bir araba, burada bana en uygun gelen ve en çok içime sinen araba oldu. Amerika’ya geleli yarım yıl olmuş, hiç hayalini kurmadığım bir arabayla çalışıyor, hiç yaşayacağımı tahmin etmediğim bir eyalette, Amerika’da yaşarım dediğim müstakil evin tam zıttı olan çok katlı bir binanın apartman dairesinde, ay ben o kadar soğukta yaşayamam dediğim soğukta yaşıyordum. Hiçbir şey umduğum, beklediğim veya planladığım gibi değildi. İşin tuhafı, mutluydum, huzurluydum…

      Ben doğa aşığı bir insan değilim, değildim. Kampa gitmem, pikniğe gitsem toprağa oturmak yerine yere bir şey serip onun üstüne otururum, kumsala gitsem kuma yatmak yerine sandalye koyar ona otururum. Kış sporlarını sevmem, hatta kar topu oynamayı bile sevmem, çok üşürüm zaten, evde yorgan altında yatmayı tercih ederim. Ama yemyeşil doğası tertemiz havası olan bir yere geldim, hala kamp yapmıyorum ama o yeşili görmek o havayı içime çekmek bile bana huzur veriyor. Sincapları, tavşanları, geyikleri görmek beni mutlu ediyor. En tuhafı, soğuktan donup yorgan altından çıkmayan ben, kış boyu dışarıda, bazen dizime kadar ulaşan karın içinde yürürken, -30 derece soğukta tişörtün üzerine giydiğim polarımla delivery yaptım, kalın montumu üzerime giymedim ve hiç hasta olmadım. Kendimi yeniden keşfediyorum resmen.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Bunları yazsam mı yazmasam mı uzun zamandır kararsızdım. Benim için oldukça uzun bir süreç oldu, içimi dökeyim istiyordum ama kimseyi de sıkmak istemiyordum. En sonunda aman yazayım, kimse okumasa da en azından bana hatıra kalsın dedim. Biraz uzun, gereksiz bir yazı olursa kusura bakmayın. Altta direkt mülakat deneyimime de geçebilirsiniz.

      Hikayeye biraz baştan başlamak istiyorum.
      Sene 2019...
      DV2021 greencard çekilişi için başvuru yaptığım zaman... Kazanacağımdan emin bir şekilde yaptım başvuruyu. Hem sonuçlar açıklanana kadar da evlilik süreci ile meşgul olacağım, zaman da çabuk geçer, oh ne güzel diye düşünüyorum. Başvuruyu yaptım, süreçle çok ilgilenmeden ama hep aklımın bir köşesinde Mayıs'ta kazanacağım düşüncesi var. Eve eşya alırken "Çok pahalı olmasın zaten Amerika'ya gideceğim, çok kaliteli olmasına gerek yok gidene kadar idare etsin yeter" vb. şekilde davranıyorum sürekli. Tabi ailem, eşim sen çok güvenme ona daha bir şey belli değil diyorlar... Yine de tüm masrafları minimumda tutmaya çalışıyorum tabi. Her şeyin en ucuzunu alamamış olsam da "hiçbir şekilde bizi borca sokmayacak" şeyler tercih ettim. Neden? Çünkü takıdan gelen parayı borca harca vermektense, çekilişi kazandıktan sonra onunla Amerika'da hayat kuracağım kendime.
      Neyse. Nişan, nikah, kına, düğün derken vakit bir güzel aktı geçti. Sonuçların açıklanmasına kaldı 2 aycık 👀 Alaçatı'da balayındaydık eşimle, ömrümden 2 yılı erteletecek, tüm her şeyin bahanesi olarak kullanılacak o haber geldi... "Türkiye'de ilk covid19 vakası görüldü."
      Tabi biz daha 2 gün önce düğün yapmışız, balayındayız. Bir yandan oh diyoruz, ucuz atlattık, bir yandan korkuyoruz otelde milletle içiçe olduğumuz için. Yine de sevinçliyiz pandemi öncesi son düğünü yaptığımız için. Bilmiyoruz ki bu bizden 2 yılı götürecek! Tabi o hafta pandemi de ilan edildi dünyada.

      2020 Mayıs geldi. Heyecanla sonuç sayfasına baktım. Zaten son 2 ay çok zor geçmişti. Annemin, babamın doğum günü vardı, kutlayamadım. Eşimin doğum gününü evde 2 yetim gibi geçirdik. Evlendik, evimize kimse uğramadı, biz kimseye gidemedik. Evlenmeden önce yaptığımız en basit aktivitelerden -sinemadır, sahil gezmesidir, kafede arkadaşlarla vakit geçirmektir- hiçbirini yapamadık. Sokağa, markete alışverişe bile çıkmıyordum. Tıkıldım eve kaldım. Hem de öyle yoğun, yatmadan yatmaya eve gidip ancak uyumaya vakit bulabildiğim yoğun bir evlilik sürecinden sonra. Yine de Mayıs olmuştu. Sonuç sayfasına bakıyorum, sonuçlar 6 Haziran'da açıklanacak yazıyor. İngilizceyi unuttum sanırım, yanlış anlıyorum diye düşünerek biraz internette araştırma yapınca öğrendim ki sonuçlar 6 Haziran 2020'de açıklanacakmış, pandemi yüzünden... Böylece pandeminin ilk golünü hissetmiş oldum.

      Mayısı bile zor beklemişken 2020 Haziran daha da zor geldi. Her şeyi o güne başlamıştım. Kazanacak ve gidecektik. Eşim ev almak istiyordu, arabayı satıp krediye girecektik. Pandemi sebebiyle 1 yıl ertelemeli, çok düşük faizli, uzun ödeme dönemi olan kredi veriyorlardı. Dur dedim, olmaz. Paramızı harcayamayız, biz Amerika'ya gideceğiz. Tamam dedi, 6 Haziranı bekliyorum öyleyse. O gün geldi. Daha birkaç dakika olmuştu sonuçlar açıklanalı. Düşe düşe zorladım ve öğrendim kazandığımı. Yerimde duramıyordum, koşmak istiyordum, haykırmak istiyordum. Artık kesinleşmişti. Kazanmıştım ve gidecektim. Eşimle kimseye söylememe kararı aldık. Ama ben duramam ailemle paylaşırım dedim. Tamam başka kimse bilmesin dedik. O hafta sonu o kadar enerji doluydum ki uyuyamadım bile.

      Ertesi günü annemlere gittim. Size çok güzel bir haberim var dedim. Zaten sabaha kadar uyuyamadığım için tüm foruma göz atmış, süreci çoktaaan öğrenmiştim bile o mutlulukla. Ben anlatmaya başladıkça annemin endişelendiğini, babamın gözlerinin dolduğunu gördüm. Ben heyecanlı heyecanlı anlattıkça anlatıyordum onlarsa sus pus beni dinliyorlardı. Peki siz ne düşünüyorsunuz dedim. Annem -kendisi mantık insanı- tabi ki gideceğin için üzülüyorum ama senin adına mutluyum, ne kadar çok istediğini biliyordum, sonunda hayallerin gerçek oldu dedi. Babam -kendisi duygusal- ama Amerika çok uzak dedi. Gözleri dolmuş, ağlamamak için kendini tutuyor, zor konuşuyordu. Keşke Avrupa olsaydı, orası daha yakın, yok mu öyle Avrupa'da falan bir ülke dedi. Biliyorsun, ben Amerika'da yaşamak istiyorum ama dedim. Evet ama acil bir şey olsa, biz nasıl geleceğiz sen nasıl geleceksin dedi. Gitmeyeyim mi istiyorsun dedim. Gitme demiyorum tabi ki ama keşke daha yakın olsaydı dedi. Biraz hüzünlü, biraz duygusal, biraz heyecanlı, biraz mutlu, çokça endişeli...

      Bizim için DV2021 süreci yeni başlayacaktı ancak pandemi yüzünden süreci yarıda kalan, mağdur olmuş, gelecekleri belirsiz DV2020'ler vardı önümüzde. Onlar için endişelendik, üzüldük, çabaladık, destek olmaya çalıştık. Ama DV2021'in daha kötü olacağını hiç düşünmemiştim. DV2020'ler dava sayesinde, küçük bir bölümü olsa da, vizelerine kavuşmuştu, geride kalanlar için ise 9095 adet rezerv vize için umut vardı. Kötünün iyisi diyebileceğimiz bir durumdaydılar.

      Ekim 2020, DV2021 süreci resmi olarak başlamıştı. Ancak Eylül'de fark ettiğim, davalar yüzünden diye düşündüğüm yavaşlama, devam ediyordu. Hatta daha da kötüydü. KCC telefonlara çıkmıyordu. Sebep hep aynıydı, pandemi. Her şeyin bahanesi olmuştu. Ama biz sanıyorduk ki, suçlusu Trump. O giderse her şey düzelecek. Kasım 2020 seçimlerinde kaybettiğinde hep beraber sevindik. Tamam dedik, artık önümüz açık. Trump'ın koyduğu yasak 31 Aralık 2020'de bitecek ve bizim için asıl süreç o zaman başlayacaktı. Geride kalan 9 ay Ankara gibi büyük bir konsolosluğun biz dv kazananlarına vizelerini vermeleri için oldukça yeterliydi.

      Ocak 2021, tam yasak bitti derken Trump yasağı 31 Mart 2021'e kadar uzattı. Aman, 20 Ocakta Biden başkanlık koltuğuna oturacak, her şey güllük gülistanlık olacak zaten. Ankara için kalan zaman yeter...

      Biden geldi, Trump gitti, yasaklar kalktı, dünyadaki konsolosluklar bir bir açılmaya başladı. 137 konsolosluk bir bir açılırken Ankara'dan ses yoktu. Zaman geçiyordu. Ama olsun, Ankara büyük konsolosluk, kalan zaman yeter...

      Vakit geçiyor, konsolosluklar açılıyor, davalar açılıyor ama Ankara'dan ses yok. Artık Mayıs geliyordu. Gözümü DV2022'ye dikmiştim çoktan. Hobi olarak yine kazanacaktım. Hem de bu sefer düşük bir CN bekliyordum. Ne de olsa DV2021 ile gidecektim ki. Yine de totem yapmıştım. Eğer 7bin üzerinde bir numara ile kazanırsam davaya dahil olacaktım ama altında olursa dahil olmayacaktım. Çünkü yeni yılımı Amerika'da geçirmek istiyordum ve 7bin altında olursam 1 Ocak 2022'den önce vizemi alır giderim diyordum. Ama 7bin üzerinde olursam da davaya katılacak ve geçen seneki davaya katılanlar gibi Eylül'de vizeyi alıp gidecektim. Her türlü gidecektim ben. Ankara büyük konsolosluk, biliyorsunuz.

      8 Mayıs 2021, DV2022 sonuçları açıklandı. Bu sefer de eşim kazandı. Case numberımız 14binlerde... 7bin üzerinde olduğu için davaya katılmaya karar verdim. Ankara 1 mülakat bile dağıtmamış olmasına rağmen DV21'den ümidimi kesmiş değildim. GoodluckvBiden davasına dahil olduk $500 ödeyerek. Ama yine de DV2022 için ds260 formunu doldurmuş ve göndermiştim, pek de hevesli olmayarak. Hatta formu ilk gün doldurmuş olmama rağmen 10 gün sonra submit ettim. Submit ederken bile gevşek davranmıştım, aslında ne gerek var zaten DV21 ile gideceğiz diyordum.

      Haziran 2021 geldiğinde Ankara ilk mülakatları dağıtmıştı Temmuz için, 18 mülakat... Hem Ankara mülakat dağıttı diye mutlu hem de az olduğu için hüzünlüydük. Neyse, davaya dahil olmuştuk zaten. Haziran biterken bir akşam uyuyakaldım erkenden ve bir mülakat furyası daha geldi. 211 mülakat. Onaylı olan herkes Ağustos ayı için mülakat almıştı. Ne yazık ki, istisnalar hariç, yalnızca case number 9bine kadar onaylıydı Ankara'da mülakat bekleyen Türkler. Yine de umutlar bitmiş değildi. Önümüzde koskoca Eylül ayı vardı.

      Ağustos ayında işten çıkarıldım. Sebep: Pandemi dolayısıyla iş yok. Pandemi bir gol daha atmıştı... Annemin doğum gününde başladığım işten kardeşimin doğum gününde kovuldum :) Dv2021 ile gideceğiz zaten, önemli değil dedim. Ağustos biterken, Eylül için birkaç Türk mülakatı ve yabancılar için mülakat verdiler. Biz davadan hala umutluyduk. DV21 ile gideceğimizi düşünüyordum.

      Eylül geldi, Ankara ekstra mülakat vermedi. Mahkemeler, hemen davacıların vizesini verin demedi. Davacıların %31'i için vizeler rezerv edildi ama kime verilecek, ne zaman verilecek hala belli değil... Sonuç olarak -istisnalar hariç- 10bin ve üzeri olan hiçkimse DV21'de vizesini alabilmiş değil 😔

      Ekim ayının gelmesiyle davadan ve DV2021'den gözümü ayırmış, DV22'yi takip ediyordum. Ankara Ekim ayına DV22 için de mülakat vermemişti. Kasım ayına ise planlanan sadece 1 mülakat vardı. DV22 için de işler yolunda gitmiyordu. Süreçte bir tuhaflık vardı. Mayıs ayında formu submit eden yüksek numaralar evrak talebi/onayı alırken case numberı tek haneli olan kişi bekliyordu. Bayağı 0000x idi case numberı ve süreci ilerlemiyordu.

      8 Aralık 2021 günü, sürekli KCC'ye attığım maillerden birine evrak onayı cevabı gelmişti. Bir yandan mutluydum çünkü DV21'de onayı olan hiçkimse mülakatsız kalmamıştı, bir yandan tedirgindim hem sürecin gidişatı yüzünden hem de acaba yanlış mı gönderdiler diye. Hemen tekrar mail attım ve birkaç saatte yine onay olacak şekilde cevap geldi. Resmen mülakat habercisi maili almıştım. Ertesi günü ise açıklama yapıldı. Artık evrak talebi/onayı kaldırılmış ve DV2022 boyunca bu şekilde pilot uygulama sürecekti. Ds260 formu submit etmek, mülakat almak için yeterliydi. Tam onay aldım, yolu yarıladım derken tekrar başa dönmüştüm. Kafalar karışıktı. Aralık ayının sonlarına doğru Şubat için Ankara yine çok az mülakat vermiş ve bu kişiler ilk 100'de olanlardı. Mayıs ayında submit etmiş, onay almış kişiler değildi. Ocak ayı ise zaten boş geçilmişti.

      Ocakta yeni mülakat dağıtılmadı, Mart mülakatlarının dağıtılmasını bekliyorduk. Bu arada Şubat için dağıtılan ve case number olarak tekrar en başa dönen bir avuç mülakat, bizi tatmin etmemişti ve ben bu sene işimi şansa bırakmak istemiyordum. Başka bir ülkeden oturum alıp, orada mülakata girmek istiyordum. En azından şu kısır döngüden kendimi kurtaracak bir şeyler arıyordum. İşim de yoktu, Türkiye'de durup beklememe gerek yoktu. Eşimle bunu konuştuğumda önce Ocak ayında alacağı maaşı görmek istedi. Asgari ücrete %50'den fazla zam yapılmıştı ve eşim alacağı zammı bilmiyordu. Eğer zamlı maaşım beni tatmin etmezse tamam gidelim dedi. Zaten kaybedecek bir şeyimiz de yoktu.

      1 Şubat günü eşimin maaşı yattı. Zam %27 idi. Beklentinin çok çok altında. Bana dedi ki, tamam gidelim, nereye ve ne zaman gideceğimize karar ver, 1 hafta içinde planlamasını yapalım. Ve ben araştırmaya başladım. Ertesi günü, 2 Şubat 2022'de evliliğimizin 2. yıl dönümünü kutlamak için yemeğe çıkmıştık. Malta'da bir dil okuluna gitmeye karar verdik. Mart'ta kuzenimin düğünü vardı, ben okulu ayarladıktan sonra eşim istifasını verecek, ihbarı için 1 ay daha çalışacak ve Mart'ta düğünün ertesi günü gidecektik. Akşam eve döndüğümde çok yorgun hissediyordum. Normalde doğru düzgün uyumayan ben, o gün akşam 10 bile olmadan uyuyakalmıştım. Ve ben uyuyakalınca yine bir mülakat furyası... Ankara Mart ayı için 466 mülakat dağıtmıştı. Ama biz bültenin biraz üzerinde olduğumuz için mülakatı kıl payı kaçırdık. Bu kadar yoğun mülakat verildiğini ve onaylılara mülakat verildiğini görünce Maltaya gitmekten vazgeçtik çünkü Ankara'nın silkelenip kendine geldiğini ve böyle devam edeceğini sanmıştık. Nisan ayı current sayıları açıklanmış ve current olmuştuk. 13500 olan bülten bir anda 27000e yükselmişti.

      Mart 2022'de, case numberımız artık current olduğu için Nisan ayına mülakat bekliyorduk. Ancak o 2nl bir türlü gelmedi. Nisan için 1 Türk bile mülakat alamamış, Ankara yalnızca yabancılara çalışmıştı. Mart bitmek üzereydi. 29 Mart akşamı annem kahve falıma baktı. Sana 1-2 gün içerisinde uzun boylu bir erkek tarafından beklediğin haber gelecek dedi. Keşke dedim. Önceden işe girmemi çok istemiştin ve doğum gününde sana işe giriş belgemi vermiştim, keşke bu sene de mülakat belgemi versem sana dedim. Ertesi günü annemin doğum günüydü. Annem, doğum gününde farklı hastane ve muayenehanelerden sabah 9'la akşam 16.00 arası 4 farklı randevu almış. İnsan doğum gününü hastane hastane gezerek geçirir mi ya? Ben de mecbur, annemle beraber gittim. Ben gidince anneannem de geldi. Üçümüz Kadıköy'de o hastane senin bu hastane benim geziyorduk. Tam 3. Hastaneden çıkmış arabaya doğru gidiyorduk ki anneannem bileğini burktu ve düştü. İyiyim ben iyiyim dese de iyi değildi. Arabaya bindik ve son doktorun muayenehanesine gittik. Anneannem ise daha kötü olmuştu. Anneannem için daha sonra hastaneye geri döndük. Ayağını atele aldılar. Günümüz hastanelerde geçmişti ve yorgun şekilde anneannemin evine gittik. Hem anneannem için hem annem için üzülüyordum. Ben Ankara'dan bıkmış, anneannem ayağını burkmuş, babam covid pozitif olduğu için evde karantinada, annem ise doğum gününü böyle geçiriyor. Yorgun ve tükenmiştim. Uykum geliyordu yine erkenden. Anneme dedim ki uykum geliyor benim, hadi seni evine bırakayım da evime geçeyim ben de. Tamam şu çayımı içip kalkarım dedi. O sırada telefonuma bakarken o uzun boylu erkekten beklenen haber geldi. Durumum "in transit" görünüyordu, mülakat almıştım! 30 Mart 2022, saat 22.13te 2nl gelmişti. Mülakat tarihi 26 Mayıs 2022. Heyecandan kalkıp halay çekmeye başladım annemle. Ama anneannem bize dahil olamıyordu, babamla beraber sevinemiyorduk, eşim evde beni bekliyordu. Sevincim kısa sürdü. Buruk bir sevinçti. Çünkü Ankara'nın yine onaylılara mülakat dağıtacağını düşünüyorduk ama maalesef yine sadece bir avuç mülakat dağıtmıştı, tek 1 güne... 2 yıldır bunu bekliyordum ve yeterince sevinememiş gibiydim.

      Nisan ayında yine bir avuç mülakat dağıtıldı Haziran'a. 1 ay sonra mülakatım vardı ama mülakattan çok geride kalanları düşünüyordum. Hem DV21'den geride kalan çok dostum vardı hem de DV22'de de işler yolunda gitmiyordu yine. Ankara Mart mülakatları ile ağzımıza 1 parmak bal çalmış ve geri çekmişti kendini. Gelmiyordu o mülakat furyası bir türlü. Ben ise Unganlara gidip sağlık muayenemi olmuştum. Hem vakit geçsin, hem biraz daha neşeleneyim diye Unganlar sonrası ailemle ufak bir gezi planı yaptık.

      Ankara'dan çıktıktan sonra Sivas'a gittik, köye. 3 gün orada babaannemi ve dedemi ziyaret ettik, biraz gezdik. Amerika'ya gideceğimi onlara söyleyemedim, üzülmesinler diye. Ama kendilerini alıştırmaları için, bir iş kovaladığımı ve olursa belki 6 ay falan Amerika'ya gidebileceğimi, sonrasında ise yine İstanbul'da olmayacağımı, taşınacağımı söyledim. Sivas'tan çıktıktan sonra Tokat'ı gezdik ve 4 gün Ürgüp'te kaldık. Annem ve babamla beraber Ürgüp'ü ve çevresini gezdik. Tamam artık dönelim derken bayramı da Adana'da geçirmeye karar verdik. Bu gezi bana iyi gelmişti, moralim düzelmişti. Geride kalanlar için hala hüzünlüydüm ama kendim için mutluydum. Adana dönüşü, bayram bittikten sonra Unganlara uğrayıp sağlık raporlarımızı teslim aldım. İstanbul'a döndük. İstanbul'a dönünce bu sefer gidiş hazırlıklarına başladım.

      Mayıs gelmiş çatmış, mülakata sayılı günler kalmıştı. Hem DV2023 sonucunu bekliyor hem mülakatıma ve gidişime hazırlanıyordum. Bu seneki çekilişte elimde greencard olsun ve tekrar kazanmayayım istiyordum. Ama geride kalanlardan en azından birkaçı ve birkaç yakınım kazansın istiyordum. Tekrar kazanamadım. Yakınlarım da kazanamadı. Geride kalanlardan da kazanan olmadı 😔 Mülakat ve gidiş için kafamdaki planlamamı tek tek yapıyordum. Önce dişçiye gittim ve dişlerim için bir planlama yaptık, 10 gün sonra başlayacaktı. Ben de bu arada evin eşyaları için biriyle görüştüm. Daha sonra kedimizi alıp ailemin yazlığına gittim. Amerika'ya ilk gidişte kediyi götüremeyeceğim. Kedinin yazlığa alışması gerekiyor çünkü ben yokken ailemde kalacak. Orada biraz vakit geçirip kedinin de alıştığına emin olduktan sonra İstanbul'a geri döndüm. Dişim için tedaviye başladım. Bu arada aracı da satışa koymuştuk. Birkaç alıcı ile konuştum/görüştüm. Ancak satışını yapmadık henüz. Eşim de kendisi için doktor kontrollerine gidiyordu ve kendisinde boyun fıtığı çıktı, ameliyat olmalısın dediler. Biz yine karışmıştık. Bir an önce aracı ve ev eşyalarını satıp gitmek, Amerika'da hayatımıza yeniden başlamak istiyorduk. Bu sefer kendi sürecimiz karışmıştı. Yine ufak çaplı bir belirsizliğin içerisinde buldum kendimizi. Ama olsun, vize olduktan sonra halledilir. Ve bu geçen zamanda mülakat günü iyice yaklaştı. İstanbul'da belgelerimiz için son kontrollerimizi yaptık. Bu arada ben mülakata gireceğim ve çıktığımda sevincimi paylaşacağım, Ankara da o akşam Temmuz için yüzlerce mülakat verecek, herkes çok mutlu olacak diye umarken, 24 Mayıs akşamı Ankara yine bir avuç mülakat dağıtarak Temmuz ayını da kapattı. Yola çıkmadan önce moralim çok bozulmuştu. Bir yandan ben mutlu olurken bir yandan geride kalanlar vardı. Bu yüzden olsa gerek, mülakat için hiç heyecanlanamıyordum. Buruk yanım ağır basıyordu.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      @MomisCan Her şeyi tek başınıza, 3 küçük çocuğunuzla, kimseden destek almadan yapmış olmanız gerçekten takdir edilesi. İngilizce konusunda ise geriye dönüp baktığınızda eminim siz de keşke daha çok ağırlık verseydim diyorsunuzdur ama içinde bulunduğunuz durumu da forumdan takip ettiğim kadarıyla biliyorum. O zamanlar en büyük sorununuz İngilizce bilmemek değil, mülakat alabilmekti ki, tabi ki bunu önceliklendirmekte haklısınız. Mülakat alamadıktan sonra anadiliniz gibi İngilizce konuşsanız ne fayda :)

      Sizin vesileniz ile benzer bir süreç örneği de ben vereyim. Hikayedeki ana karakter ben olmadığım için çok detay vermeden kısaca anlatacağım.

      Birkaç ay önce bir aile dostumuzun oğlu yanıma Ohio’ya geldi. DV2024’te en son mülakat alanlardan biri. Hatta süreçten bile vazgeçmiş, artık olmayacağını kabullenmiş ve Almanca öğrenmeye başlamıştı Almanya’ya gitmek için. Eylülde 2. dağıtımla mülakat aldı. Mesleği hemşirelik. İngilizcesi neredeyse sıfır.

      Geldiği gün havaalanından arkadaşımla beraber onu aldık. Eski bir telefonla geldiği için şarjı bile yoktu, indiğinde görüşemedik ama küçük bir havaalanı olduğu için birbirimizi bulmamız zor olmadı. O gelmeden iPhone siparişi vermişti. Hemen yeni telefonunu kurduk ve Visible E-sim ile hattını hallettik daha arabadayken.

      O gelmeden önce ben bankadan randevu almıştım. Eve geçip valizleri bıraktıktan sonra bankaya gidip hesabını açmaya gittik ancak bize “adres kanıtı” yüzünden sorun çıkarttılar ve ben olmasam kolayca çözülemeyecek, en azından o gün çözülemeyecek bir sorundu. Yardımımla ve biraz da bankaya baskı yapmamla sorunu çözdük ama uğraştırdılar. İlk gün kütüphaneyi de öğrettim.

      İlk hafta ilk kredi kartını, bilgisayarını, ihtiyacı olabilecek birçok şeyi de aldık beraber. Bu süreçlerde hep yanındaydım. Ama şunu fark ettim ki ben orada olduğum sürece İngilizce konuşmuyor, hatta konuşulana kulak vermiyor, hep ben konuşuyorum. Önce yavaş yavaş Panerada kendisi bir şeyleri istemeye başladı. Aslında hala konuşamıyordu ama kendisi sempatik ve güler yüzlü biri, beden diliyle bile isteğini anlatabiliyordu, sadece ya farkında değildi ya da ben varım diye olaya çok dahil olmak istemiyordu.

      Ben gittikçe geri çektim kendimi. Arabası için ilanlara kendisi baktı, translate kullanarak pazarlığını kendisi yaptı, araba bakmak için randevuyu kendisi aldı. Test drive yapmaya beraber gittik. Aracı sahibinden aldığı için plakası yoktu, sahibi plakasız sattı. O yüzden DMV’ye de beraber gittik. Henüz SSN gelmediği ehliyet alamamıştı, kimliği olmadığı için de temp tag veya normal plaka veremediler. Hatta DMV’deki memur, aracı senin üstüne yapalım diye teklif etti bana. Başka bir çaresi yok mu dedim. Bu arada dedim ya arkadaş çok sempatik, onun güler yüzlülüğü sayesinde DMV’deki memur çok çaba sarf etti, İngilizce konuşamadığının farkındaydı o yüzden daha da yardımcı olmaya çalıştı. En sonunda SSN olmadan State ID çıkartabileceğimizi, onunla da plaka alabileceğimizi anladım ama memur daha önce hiç böyle bir işlem yapmadığı için Ohio merkezi arayarak yardım istedi ve onların yardımıyla yaptı işlemi. Yaklaşık 2 saat geçirdik orada ama halloldu. Belki de ben tek olsam yapamazdım ama İngilizce bilmeyen sempatik biri olunca yardımcı olmaya daha istekliler bence.

      Kütüphaneye gittiğinde kimliği olmadığı için kütüphane kartı çıkartamamıştı, kimliği aldığı gibi kütüphaneye üye olmaya gitti, tek başına. İngilizce kursları olduğunu biliyordu. İngilizce kursu için kayıt olmasına da yardım ettim ama her şeyi ben yapmadım. Sadece kursun başlayacağı gün adının kayıtlı olmasına emin oldum, geri kalan kayıt işlemini o günü gidip kendisi halletti.

      Daha sonra SSN geldi ve Walmarta iş başvurusu yaptık. Başvuruyu yaparken de yardım ettim ama ararlarsa sen konuş dediğinde hayır o zaman işi alamazsın dedim. Neyse ki mesaj attılar ertesi gün iş görüşmesine gel diye. Ertesi gün iş görüşmesine tek gitti ve işi aldı. İş görüşmesinde kursu olduğunu söyledi ve çalışma günlerini/saatlerini o şekilde ayarlamalarını istedi. Özellikle Walmart bu konuda çok anlayışlı. 1 hafta içerisinde işlemleri halloldu ve çalışmaya başladı.

      Sonuç olarak toplam bu süreç 3 hafta sürdü. 3 hafta içerisinde telefon hattı, banka hesabı, kredi kartı, kimlik, araba, İngilizce kursuna yazılma, SSN ve iş bulmayı halletmişti. Kendi deyimiyle ben olmadan asla yapamazdı ama bence ben sadece yol gösterendim, kendi sayesinde halloldu.

      İşe başladıktan birkaç hafta sonra İngilizce bilmediği için psikolojisinin kötü etkilendiği bir dönem oldu. Bence bu birçok kişide oluyor çünkü yeni bir yere geliyorsanız ve hemen çevre edinemiyorsanız yalnızlaşıyorsunuz, bu da kötü ekiliyor. Kendisi de Türkiye’de çok sosyal bir insanken burada öyle bir çevresi olmayınca modu düştü tabi ki.

      Aldım karşıma konuştum. Bunların çok normal olduğunu anlattım, derdini anlamaya çalıştım. İngilizce kursunda hoca sadece İngilizce konuştuğu için dersi anlamadığını, kursu bu yüzden bırakmak istediğini; iş yerinde çalışma arkadaşlarının ortamına giremediğini, burada yapamayacağını ve Türklerin olduğu bir bölgeye gitmek istediğini söyledi.

      Bu duruma kesinlikle karşı çıktım ve kendisini zorlamasını istedim. Kursta daha dikkatli olmasını, dersi anlamadığını bana değil de açık açık hocasına söylemesini, hayatından Türkçe’yi çıkartmasını (telefonda çok fazla Türk arkadaşlarıyla konuşuyor ve Türkçe dublajlı diziler filmler izliyordu), iş yerinde ise İngilizce bilmediği için insanlardan uzak durmak yerine daha da çok konuşmaya çalışmasını, bu şekilde bir şans vermesini istedim.

      Kursta hocasıyla konuştuktan sonra hocası ona derslerden 1 saat önce gelip birebir ders yapmayı teklif etti (kursların ve bu derslerin tamamen ücretsiz olduğunu belirtmeyi unuttum sanırım). İş yerindeki arkadaşları ise bir gün dışarıda görüşelim demişlerdi ve kendisi ne zaman diye sorunca dışarıda buluşmalar başladı.

      Şimdi, gelmesinin üzerinden 3.5 ay geçtikten sonra, kursun ara tatile girmesinden ve soğuklar yüzünden derslerin iptal olmasından dolayı hadi artık kurs olsun bugün diye isyan ediyor kursun olmadığı günlerde :) İş arkadaşları ile haftada en az 1 kez dışarı çıkıyor ve “Bu hayatı Amerikalılarla yaşayacaksın yaa!” diyor :) Market alışverişini zaten kendisi yapıyor, kafeye bara tek gidiyor, hatta banka işlerini bile kendisi hallediyor. İngilizcesi hala çok iyi değil, zaten 3-4 ayda mucizevi şekilde öğrenemez, yine de burada yaşayabilmeyi, hayata tutunmayı öğrendi, çaba sarf ediyor. Bu süreçte daha çok yardım edip daha çok yanında olsaydım, ya da gitmeye karar verdiğinde Türklerin yanına gitseydi, şu an olduğu kadar iyi bir konumda olamazdı.

      İngilizce’niz olsun olmasın burada yeni bir hayata başlamak kolay değil. Psikolojik olarak buna kendini hazırlamak da çok kolay değil. Bazı şeyleri yaşayarak öğreniyorsunuz ve pes etmedikçe, çabalamaya devam ettikçe bazı şeyleri yoluna koyabiliyorsunuz. İngilizce bilmek evet çok büyük bir artı, özellikle buradaki hayata adapte olmak için çok büyük katkısı var ama İngilizce biliyorsunuz diye her şey güllük gülistanlık olmuyor, bilmiyorsunuz diye göçmenlikten vazgeçeceğiniz, hiçbir şeyi kendiniz halledemeyeceğiniz anlamına da gelmiyor.

      Sizin de sürecinizin en başından beri nasıl bir çaba sarf ettiğinizi görüyorum. Bu göçmenlik yolunda başarılı olacağınıza inanıyorum. Kimsenin dedikleri moralinizi bozmasın ama kendinizi konfor alanına da alıştırmayın. Zorlansanız da konfor alanından çıkıp kendinizi sınayın. Evet insanlardan yardım almak güzel ama benim tecrübe ettiğim kadarıyla, yardım almayıp kendinizi zorladığınızda hem tatmininiz artıyor hem de daha hevesli ve öğrenmeye açık oluyorsunuz. Ne olursa olsun çabalamayı bırakmayın. Geriye dönüp baktığınızda iyi ki diyeceksiniz. Gerçi sizin çabalamayı bırakacak biri olduğunuzu düşünmüyorum ama hani anlık bir mod düşüklüğünüz olur, kötü bir zamana gelir diye söylüyorum.

      Kendime eleştiri: İyi ki kısa yazacağım dedim, yine paragraflar yazmışım :)

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Aslında tüm süreci uzuuuun uzuun yazıp içimi dökmek istiyorum ama şimdi değil, mülakattan sonra yazacağım. Gerçi Unganlar deneyimimi de mülakattan sonra yazacaktım da dayanamadım :)

      30 Mart Çarşamba akşamı gelen maille, mülakat tarihim 26 Mayıs 2022 olarak belli olduktan sonra Unganlar için randevu bakmaya başladım. Ne olur ne olmaz diye hemen mülakat öncesine de almak istemiyordum. Hem de cumartesi günü için randevu almayı istiyordum ki eşimin işinden izin alması falan sorun olmasın. Unganların sitesinde uyarı olarak en erken 1 ay öncesi için randevu alın yazıyordu ancak sisteme baktığımda daha öncesi için de randevu seçebildiğimi görünce, 1 ayın öncesine almaya karar verdim. Uygun değilse onaylamazlar, yeniden randevu alırım diye düşünmüştüm. Böylece en erken boş tarih olan 23 Nisan Cumartesiye eşim ve kendim için randevu aldım.

      Telegram grubunda bayrama randevu alan ve arayıp konuştuğunda bayramda çalışmadıklarını öğrenen biri olduğunu okuyunca biraz panik yaptım. Bizim randevularımız 1 Nisan Cuma günü onaylanmıştı ancak yine de şüpheye düştüm, Unganları teyit için aradım.

      + Bizim randevumuz vardı 23 Nisan'da ve onaylandı, çalışıyor musunuz o gün?
      - Evet, çalışıyoruz.
      + Bayramda çalışmadığınızı duyunca teyit etmek istemiştim de.
      - Evet, bayramda çalışmıyoruz.
      + (Beynim yanmış bir şekilde) E ama 23 Nisan?
      - (Gülerek) 23 Nisan'da çalışıyoruz ama yarım gün.
      + Tamam o zaman bir sorun yoksa geliyoruz o gün. Eminsiniz di mi?
      - (Yine gülerek) Evet, öğleye kadar çalışıyoruz, gelin siz.

      21 Nisan Perşembe öğleden sonra ikimiz de PCR test yaptırdık ve sonuçlarımız negatif çıktı. En korktuğum şey zaten pozitif çıkmasıydı, neyse ki sorun olmadı ve Cuma akşamı İstanbul'dan Ankara'ya doğru yola çıktık.

      23 Nisan 2022 Unganlar Deneyimi

      Sabah kahvaltımızı yaptıktan sonra navigasyona Unganların muayenesini yazıp konakladığımız yerden yola çıktık ve konuma vardıktan sonra gördüğümüz ilk otoparka aracımızı park ettik. 2-2buçuk saat civarı orada kaldık ve 20 TL ödedik otopark için.

      10.35'te benim, 10.55'te eşimin randevusu için saat 10 sularında Unganlara giriş yaptık. Okuduğum yüzlerce mülakat tecrübesinden olsa gerek, sanki ilk kez gidiyor gibi değildim oraya. Sağdaki asansöre binerken bile tereddütüm olmamıştı :) Yukarı 4. Kata çıktık ve Dr. Mehmet Ungan yazan kapıdan içeri girdik.

      İçeri girdiğimde daha güler yüzlü, pozitif bir karşılama bekliyordum ama biraz sinirli ve stresli bir karşılama beni şaşırttı (Gerçi ben de resmi tatilde çalışsam sinirli olurdum herhalde 🙄 ). Saatini söylemeden, bugün randevumuz olduğunu söyledim. Randevularımız arasında 20 dk olması, randevuya erken gelmiş olmamız gibi şeylerin hiç lafı bile geçmedi. PCR testi yaptırıp yaptırmadığımızı sordu ve yaptırdığımızı söyledikten sonra evraklarımızı vermemizi istedi. Bize bunları söylerken bir yandan da yanındaki kıza işe öğretiyordu. O zaman anladım aslında neden sinirli olduğunu :) Evraklarımızla ve işlemlerimizle yeni kızın ilgilenmesini istedi.

      Belki o da lazım olur, aman bu da eksik olmasın diye yanımıza aldığımız bir dünya belgenin arasından, istenilen belgeleri ayıklarken biz, bu sırada Dr. Mehmet Ungan kızların yanına geldi ve kısık sesle, artık önce aşağıya göndermemelerini, önce muayene edeceğini söyledi. Saat geç oldu çıkış yaklaştı tarzında bir şeyler de dedi ama o kısımları net duyamadım.

      • Pasaport
      • PCR test sonucu
      • Covid19 aşı kartı
      • DS260 Confirmation Page (Case number teyidi için sadece birimizinkini vermiştim ama yanlış hatırlamıyorsam baktıktan sonra geri verdi onu)
        Not: Aslında varsa diğer aşılar için aşı kartı da burada verilecekmiş ama yeni kız bizden istemediği için ben vermemiştim.

      Anca ayıkladığımız istenilen evrakları, pasaportun arasına koyup (sanki rüşvet veriyoruz :) ) işlemlerimiz için yeni kıza teslim ettik. İşi bilen kız, yeni kıza asıl talihliden başlayarak işlemlerimizi yapmasını ve bizi peşpeşe odalara almasını söyledi. O zaman anladım ki kimin randevusunun önce olduğu önemli değil, asıl talihli önemli, her zaman olduğu gibi.

      Yeni kız önce eşimi fotoğraf çekimi için çağırdı. Biraz uğraştıktan sonra halletti ve onu odaya götürdü. Onu beklerken birkaç kişi geldi, genelde İranlı ve PCR testi yaptırmadan gelenler vardı. İşi bilen kız, PCR testi olmayanları bugün git, test yaptırdıktan sonra pazartesi dön diyerek geri gönderdi. Nedense anlamamakta direnip ısrar ediyorlardı. Sonuç almaya gelen de birkaç kişi vardı. Onlar için de bir kağıt hazırlanmış ve sorabilecekleri tüm soruların cevapları o kağıtta bulunmasına rağmen ısrarla soru soruyorlardı. Kız da sürekli size verdiğimiz kağıdı okuyun, cevaplar orada deyip duruyordu. Bir kez daha sinirli hali için hak verdim kendisine.

      Yeni kız döndükten sonra beni fotoğraf için çağırdı. Saçım başım biraz dağılmıştı sabah duş alıp çıktığım için. Fotoğrafın başka bir yerde kullanılıp kullanılmayacağını sordum, kullanılmayacak, sadece sağlık raporu için dedi.

      Fotoğraf çekimi bittikten sonra beni odaya götürdü. Yeni kız bana kilo ve boy ölçümü yaparken, eşimin muayenesini bitiren Dr. Ungan odaya girdi. Yeni kızın benimle işini bitirmesini ve benim soyunup önlüğü giymemi bekledi. İç çamaşırlarınıza kadar soyunup bornoz gibi önlüğü giyiniyorsunuz. Bu sırada doktorla aramızda branda vardı ama sedyenin önündeki cam perde açıktı 😅 talimatta gösterildiği şekilde önlüğü giyip sedyeye oturdum ve Dr. Ungan geldi. Uzanmamı istedi. Bir yandan vücuduma bakıyor bir yandan sorular soruyordu.

      Alkol sigara kullanıyor musun?
      Nadiren sigara.
      Düzenli kullandığın ilaç var mı?
      Hayır.
      Ameliyat oldun mu?
      Evet, ayak bileğimi kırmıştım platin takıldı.
      Ben de oradaki ize bakıyordum. Başka bir yara izin var mı?
      Kaşımda dikiş izi var, salıncak çarpmıştı küçükken.
      Doğum yaptın mı?
      Hayır.
      Daha önce uzun süre yurtdışında bulundun mu?
      Birkaç ay Amerika'da sadece.
      Tamam şimdi kalk nefesini dinleyeceğim.
      (Oturdum)
      Nefes al, nefesini tut, tamam şimdi bırak.
      Geliyorum şimdi dedi, gitti. Elinde 2 aşı ile geri döndü.
      Aaa benim aşı kartım vardı.
      Onu girişte vermeniz gerekiyordu (Bir yandan aşının kapağını açmıştı bile).
      Onlar istemedi ben de size getirdim.
      Neyse siz kartı verin, dosyanıza işlerim, tekrar sorun olmasın (Bunu söylerken 1 aşıyı yapmış, onu yaparken de diğer aşının kapağını açmıştı çoktan).

      İkinci aşıyı da yaptıktan sonra aşı belgemi istedi. Hem onu verdim hem de ameliyatımla ilgili raporumu verdim. Dr. Ungan bilgileri işlerken ben de açık pencereye karşı üzerimi giydim. Tamam ben işledim bunları diyerek belgelerimi geri verdi ve teşekkür ederek odadan ayrıldım.

      Muayeneden çıktığımda işi bilen kız eşimle bizim hesabı yapmıştı. Tabi belgeyi önceden vermediğim için 250+250 dolar ödeme çıkmış, onu da cuma günü kapanış efektif kur (14.75) ile çarpmış, hesabı anlatıyordu eşime. Ödeme için içeri geçelim derken dahil oldum ben. Ayrı ayrı 2 kartla ödesek olur mu çünkü ben taksit yaptıracağım dedim. Yanlış anlaşılmamak için, sizden değil, bankanın kendisinden diye de ekledim. Olur ama 1 kişi alacağım içeri, 2 kartın da şifresini bilen biri benimle gelsin dedi.

      3689 TL (250 dolar * 14.75) idi kişi başı ödemeler. Ama Enpara kredi kartı 3.000 TL'ye kadar faizsiz taksit yapıyor. Ben de içeri gittiğimizde kıza önce 3bin sonra küsüratını çekseniz olur mu dedim. Denemedim daha önce ama olabilir dedi. 2 kart da aynı şekilde mi olsun dedi, evet dedim. Bu arada biraz muhabbet ettik kendisiyle.

      Yabancılar daha yorucu oluyormuş. Genelde PCR sonucu da getirmiyorlarmış. Ben de düzen lab PCR test yapmıyor mu, neden pazartesi gelin diyorsunuz dedim. Yapıyorlar ama onlar zaten çok yoğun olduğu için sonuçlar geç çıkıyor, dışarıda 1 saatte falan sonuç veren yerler var ama her ihtimale karşı pazartesi gelin diyoruz biz dedi. PCR ile sorunu olan varsa 1 saatte yaptırıp aynı gün gelip şansını deneyebilir bence.

      2 karttan da 3000+689 TL çekim yaptırdım. Enpara ile 3bin TL yi de 9 taksite böldürdüm sonrasında :) Deske geri döndük. Düzen lab'a inip (3. Kat), oradaki işimizi bitirip geri dönmemizi söyledi. Unganlardaki muayenemiz, ödeme kısmı dahil, yarım saatten biraz uzun sürdü.

      Düzen lab'a indik aşağıya. Kayıtta sıra yoktu, içerisi de çok kalabalık değildi. Ben daha kalabalık bekliyordum 😅 2 kişi için 95 dolar (1397.07 TL) ödeme yaptım. Kan tahlili ve röntgen çekimi yapılacaktı sadece, idrar tahlili yoktu.

      Genç bir kız 1 tüp kan aldı benden, genç bir erkek de 1 tüp eşimden kan aldı. Röntgen sırası beklemeye başladık. Röntgenin önünde bekliyorduk, yarım saat olmuştu ama içeri giren çıkan kimse olmamıştı. Sanıyorum ki üst düzey çalışan olan bir abla geldi, röntgende sıranın birikmiş olmasına kızdı. Röntgen çekmesi gereken hanımefendi yan tarafta muhabbete dalmış son yarım saattir 😅 Yavaş yavaş bekleyenleri almaya başladı. Yarım saat de öyle sıra bekledik.

      Röntgen çektirirken üst kısım her şeyi soyunmamı, verdikleri önlüğü giymemi söyledi. Telli/telsiz sütyen olup olmaması fark etmiyor, her şeyi komple çıkartın, kolye falan varsa çıkartın, alt tarafı soyunmayın, önlüğü giyin dedi. Pek bir gönülsüz önlüğü giydim ve röntgen çekildi. Sonrasında iyi ki önlükle çekmişler dedim çünkü önlüğün röntgene değen yeri pislenmişti.

      Hiç memnun olmamış şekilde Düzen lab'dan ayrılıp tekrar Unganlara çıktık. Evrakları teslim edip içi boş pasaportları geri aldık.

      -Pazartesi öğleye kadar aranmazsanız, pazartesi 3'ten sonra sonuçları alabilirsiniz. Eğer bir sorun olursa aranacaksınız.
      +Peki sorun olursa Pazartesi mi gelmemiz lazım yoksa herhangi bir zaman gelebilir miyiz? Bizim mülakatımıza daha 1 ay var da :)
      -Herhangi bir zaman gelebilirsiniz, sorun değil.
      +Sonuçları da daha sonra alabiliriz değil mi?
      -Evet evet, sorun olmaz.

      Teşekkür edip güler yüzlü bir uğurlama ile oradan ayrıldık. Mülakata ve vizeye bir adım daha yaklaşmış olmanın hafifliği ile güzel bir Ankara gününde gezdik geri kalan zamanda.
      Pazartesi bir telefon gelmedi. Bayram sonrası perşembe günü Ankara'ya gidip raporlarımızı almayı düşünüyorum.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 10

      Sonunda eve vardım ama düzelmeye başlayan hastalığım tekrar kötüleşti. Ertesi gün ölmediğim sürece işe gitmeyi istiyordum çünkü izinden yeni dönmüştüm ve hasta olduğumu söyleyip gitmezsem iş yerinde hakkımda olumsuz bir izlenim bırakabileceğimi düşündüm. En azından sabah işe gidip, eğer çok kötü hissedersem öğleden sonra izin alırım diye düşündüm.

      Pazartesi sabahı işe gittim. Öksürüyordum ama dayanıyordum. Yokluğumda iş yerinde bazı değişiklikler olmuştu. Artık haftada 4 gün değil, 5 gün çalışmaya başlamıştık. Arkadaşım bu durumdan memnun değildi ve işi bırakabileceğini söyledi. Ona, "Saçmalama, o kadar uğraştık. En azından 7 gün dayanman lazım. 7 iş günü sonra evi alıp alamayacağımız belli olacak," dedim.

      Sabah üretimde işe başladım. Bir saat çalıştıktan sonra müdür yanıma gelip konuşmamız gerektiğini söyledi. Beni hasta halde işe gelmemden dolayı eve göndereceğini düşündüm. Ancak, odaya girdiğimde iş görüşmesi yaptığım zamanki gibi patronlar ve müdür vardı. Bana, işe alındığım pozisyon için benden vazgeçtiklerini, oraya zaten saatlik 18 değil, 16 dolara birini düşündüklerini, eğer onlarla çalışmaya devam etmek istiyorsam üretimde çalışmaya devam edebileceğimi ama saatlik 14 dolar alabileceğimi söylediler. Şaşırdım. Çünkü üretim işleri burada saatlik minimum 18 dolardan başlıyor ve işin ağırlığına göre ücret yükseliyor.

      O an, iş teklif ettiklerinde yeteneklerime uygun olmayan bir iş teklif ederken özür dileyerek yapan insanlar, şimdi daha ağır bir iş karşılığında daha az para vermeyi teklif ediyorlardı. Düşünmek ve arkadaşıma danışmak için zaman istedim. Aslında düşünecek bir şey yoktu. Teklif kabul edilebilir değildi. Onlar için ben bu kadar çabalarken, kötü bir yolculuktan sonra hasta halde işe gelirken, onların bu teklifi, kendimi boşuna bu kadar hırpalamama üzdü beni. Ancak, sırf su işi bıraktım diye bu kadar uğraştığımız evi kaçırmak istemiyordum. Bu yüzden arkadaşıma danışmadan cevap vermek istemedim.

      Arkadaşım, bizim odaya gorusmeye girdigimizi görmüstu. Cikinca rengim atmis olacak ki odadan çıktığımda hemen bir sorun olduğunu anladı ve yanima gelip direkt "Ne yapıyoruz, eşyalarımı toplayayım mı?" diye sordu. Hızla konuştuğumuzu anlattım ve çok sinirlendi. "Hemen çıkışını yap, burada durmamızın bir anlamı yok," dedi. Ama ev? dedim. Zaten banka sürecini baltalamışlardı, şimdi de hala ev almaya çalıştığımızı bildikleri için böyle yapıyorlar, kusura bakma ama bana kazık atan insanlara ben bir kuruş bile kazandırmam, bu yüzden ev kaçacaksa da kaçsın, üzülmem dedi.

      Çıkışımı yaptım ve eşyalarımı topladım. Arkadaşım müdürüyle konuşup, onlarla işinin bittiğini söyledi. Üçü de şaşırdı ve hemen arkadaşımın yanına geldiler. Benim bu görüşme sonunda işi bırakacağımı bekliyorlarmış ama arkadaşımın da işi bırakacağını tahmin edememişler. Üçü de arkadaşımı durdurup konuşalım, sorun ne, kesin kararlı mısın, istersen bugün izin al kafanı topla tarzı şeyler söylediler. Arkadaşım, kadın patronun banka sürecimizi baltaladığını, şimdi de hala buna devam ettiğini, bu yüzden onlarla çalışmak istemediğini ve bu sefer onu tekrar işe başla diye çağırmamalarını söyledi. Kadın patron, "Ben bu ithamları dinleyemem," diyerek oradan ayrıldı ve diğer ikisi arkadaşım ile sakince vedalaştılar.

      Bu durumlar Türkiye'de alışık olduğumuz ama Amerika'da olmamasını umduğumuz durumlar. Ki zaten normalde de yok. Bizim patronlar Balkanlardan, yani kültür benzerliği malum... O yüzden bunları okuyan kimse "Amerika'ya ben bunları mı yaşamaya gidiyorum?" diye düşünerek yanılgıya kapılmasın. Çoğunuzun başına gelmeyecek böyle olaylar. Hele ki daha kurumsal bir yerde çalışıyorsanız çok rahat olursunuz. Ama bunlar hayatın içinde olan şeyler :)

      İkimiz de işimizden olmuştuk ve henüz evi alıp alamayacağımız kesin değildi. Önümüzdeki 10 gün sancılı geçecek gibi görünüyordu. Ama en azından dinlenip iyileşebileceğim, sonunda biraz zaman ayırabilirdim kendime. Ve sonunda cash getirdigim parayi bankaya yatiracak firsat da olusmustu. Olan oldu artik, bardaga bos tarafindan bakmanin bir anlami yok degil mi bu saatten sonra?

      Biz işyerinde çalışırken iki haftada bir pay stub alıyorduk. Ancak hemen çalıştığımız hafta değil de, mesela 1. ve 2. hafta çalıştığımız parayı 3. haftanın sonunda alıyorduk. Yani bir hafta hak ediş haftası, bir hafta maaş haftası oluyordu böylece. Benim ilk çalıştığım hafta hak ediş haftasıydı. İlk pay stub bu yüzden bir haftalıktı. Daha sonra ben Türkiye'deyken ikinci pay stub geldi, o tam 2 haftalikti. Türkiye'de bulunduğum iki haftalık sürenin ilki maaş, ikincisi hak ediş haftasıydı. Yani bir sonraki pay stub sıfır olacaktı Türkiye'de olduğum için. Ama Türkiye'den döndükten sonraki pazartesi sabahı çalıştığım parayı muhtemelen daha sonra uğraşmamak için önceki hafta -ben Turkiye'deyken- çalışmışım gibi yatırdılar bana. O yüzden sıfır olmadı.

      Ve biliyor musunuz? Kredi evraklarımı bu sayede tamamladım. İşten çıkmış olmasam ve onlar parayı o hafta yatırmamış olsa, pay stub alamayacak, evraklarımı tamamlayamayacaktım. Bankanın kredi verme şartının bir aylık maaşlı çalışma olduğunu söylemiştim en başta. İki haftada bir maaş aldığımız için ikimizin de üçer tane pay stub ibraz etmesi gerekiyordu. Arkadaşım benden önce çalışmaya başladığı için o tamamlamıştı evraklarını ama ben sadece iki tane gönderebilmiştim ve bir tanesi eksikti. Bankacıma, "Bildiğin üzere Türkiye'deydim o yüzden para kazanamadım," dedim. "Biliyorum ama miktar önemli değil, önemli olan evraklarının tam olması," dedi ve sırf işten ayrıldığım için elimde olan o pay stub sayesinde evraklarım tamamlanmış oldu.

      Yani dişimi sıkayım, ev almak için 7 gün daha çalışayım deyip çalışmaya devam etseydim eğer, sırf çalıştığım için evraklarım eksik kalmış olacak ve zaten krediyi alma şansım varsa da o şansı bitirmiş olacaktım. Cuma günü tamamlamamız gereken son evraklar da tamamlandıktan sonra artık Salı gününe her şey sonuçlanmış olmalı.

      Ben ne planlar yaparsam yapayım, ne kadar uğraşırsam uğraşayım, su akıp yolunu buluyor gerçekten. Benim müdahalelerimin hiçbir etkisi yok sanki. Ama müdahale etmediğim durumda işler çığırından çıkacak gibi oluyorlar. Bazen tüm çabalarımın boşa olduğunu düşünüyorum, bazense bulunduğum yere tırnaklarımla kazıyarak geldiğimi. Bu durum kimi zaman beni yıpratmış, tüketmiş oluyor, kimi zamansa emeklerimin karşılığını aldığımı hissettiriyor.

      Ben olacağını düşünüyordum, arkadaşım olmayacağını düşünüyordu. Eğer olmazsa ben cidden çok üzülecektim. Çünkü sırf bunun için dönmüştüm, döndüğüm gibi işimi de kaybetmiştim, ki iş olmasa muhtemelen biraz daha geç dönerdim. Ama olmazsa her şey boşuna gibi gelecekti.

      Pazartesi günü sonunda o uzun zamandır beklediğimiz karar maili geldi. Kredimizi onaylamışlar! :) Bankacı, bizi tebrik eden bir mail attı ve 7’sinde (Salı) title company ile imzaları atabileceğimizi söyledi. Ben de emlakçımıza güzel haberi verdim, evrakları gönderdim. Emlakçı title company ile görüşme ayarlamış. 8’i görünüyordu. Neden? dedim, evraklarda öyle görünüyor dedi. Bankacıya teyit etmek için tekrar yazdım. Evet, 7’si için hazırız dedi. Ama evraklara gitmiş 8’i yazmış. Zaten giderayak son golünü atmasa olmazdı :) Emlakçımıza tekrar yazdım. Evrakları yanlış doldurmuş, 7’si uygunmuş dedim. Bizim randevumuzu 7’sine aldık ama satıcı için 8’i olan tarih değişmedi.

      Salı günü title company’den bir kadın çalışanla buluştuk. İstersek evimize gelebileceğini, istersek dışarıda buluşabileceğimizi söyledi. Biz Panera’da buluşmayı tercih ettik, kabul etti. Çok sevimli, kıpır kıpır, enerjik, güler yüzlü bir kadındı. Title company ne iş yapar onu biraz açıkladı bize. Çok kısa bir özet geçmek gerekirse, evi alırken, evin gerçekten bizim olacağına emin olmamız için arada bir garantör. Yani aslında bizi korumak için varlar. Yarın bir gün biri çıkıp "Bu evin %99 hissesi benimdi aslında, siz %1 hisseyi almışsınız" diyemez ya da bir banka gelip "Bu evin borcu var, ben bu eve el koyuyorum" diyemez. Öyle bir durum olursa artık bu bizim değil, title company’nin sorumluluğunda.

      Başta emlakçımız olmak üzere bu süreçte tanıştığımız, çalıştığımız herkesten çok memnun kalmıştık, bankacımız hariç. Ama bankacıdan her ne kadar memnun olmasak da, bankanın kredi şartlarından memnunduk çünkü kredi çekebilmiştik.

      Çarşamba günü emlakçımızla yeni evimizin -mavi evimizin- önünde buluştuk. Bize anahtarlarımızı teslim etti. O anahtarlarda kan, ter, gözyaşı, emek vardı. Çok uğraştık, çok yıprandık, çok yorulduk, çok direkten döndük, çok inişler çıkışlar yaşadık ama başardık. En baştan söylemiştim, hikayemin sonu güzel bitiyor :) Size yaşadıklarımı anlattığım şu son 12 bin kelimelik hikayem, sadece iki aylık bir sürede yaşandı.

      Devamı var mı? Var. Bu kadar can alıcı mı? Sanmıyorum. Bundan sonrası klasik bildiğiniz, herkesten görüp duyduğunuz şeyler çünkü. Bir tek şu mahkeme sürecini detaylıca anlatacağım ekstra olarak, o kadar. Eğer buraya kadar okuduysanız, gözlerinizi bu kadar yormama izin verdiğiniz için teşekkür ederim. :)

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] Sayılarla DV2022

      Henüz ilk bülten açıklanmamışken merak edilen bir diğer konu olan kotalardan biraz bahsetmek istiyorum.
      DV2022 talihlisi birçok kişi özellikle ülke kotasına takılacağından korkuyor.

      3 çeşit kota var. Genelden özele doğru bunlar:

      • Genel (dünya) kota
      • Bölge kotası
      • Ülke kotası

      Genel kota, tüm dünyada en fazla kaç DV vizesi basılacağının sayısıdır.
      Son yıllarda, NACARA programının kotasının da DV programına dahil edilmesiyle, bu kota yaklaşık 55bin kişi civarındadır.

      Kişi: Aile üyeleri dahil toplam talihli sayısı, yalnızca asıl talihli sayısı değil.

      NOT: Biden yönetime geldikten sonra bu kotanın 80bin kişi olmasını da içeren bir yasa tasarısı taslağından bahsetmişti ancak henüz kabul edilmedi ve gelecekte ne olacağı belli değil. Yasa tasarısı kabul edilse bile, bu madde kabul edilmeyebilir. O yüzden 80bin kişilik kotaya henüz bel bağlamamak lazım. Öyleyse biz 55bin kişi ile devam edelim şimdilik.

      Bölge kotası, DV çekilişine dahil bölgelerden (region) vize verilecek yaklaşık kişi sayısıdır. İlk iletide bahsedildiği gibi 6 farklı region var ancak bunların hepsine eşit sayıda vize dağıtılmıyor.
      Avrupa (EU) bölgesi için genel kotanın %36sı verilmektedir. AoS falan eklenince 55binlik kota üzerinden yaklaşık 20bin kişi yapıyor.
      Yani 55bin kişinin ortalama 20bini EU'dan vize alıyor.

      Ülke kotası, özellikle DV2022 kazananlarını en çok korkutan kota olmasına rağmen, ben Türkiye'nin bu kotaya takıldığına hiç denk gelmedim.
      Toplam verilecek vize sayısının %7'sinden fazlası bir ülkeye verilemez. Genel kotanın %7'sinden fazla sayıda kişi bir ülkeden seçilemez değil, seçilebilir ancak %7'sinden fazlasına vize verilemez. Şu şekilde daha net açıklayabiliriz bunu:

      55bin kişi genel kota.
      3.850 kişi ülke kotası (55bin x %7).

      Bu kota, Türkiye'den 5bin kişi seçilmişse, 3851. olarak seçilen kişi vize alamaz anlamına gelmiyor. Kaçıncı seçilen kişi olmaktan bağımsız, önce seçilen kişilerden 3850 tanesi vize aldıysa kota doluyor ve vize basımı duruyor.

      Yani 6bin seçilen varsa ve 5999. seçilen kişi Türkiye'den 2bininci vizeyi daha ancak aldıysa, 6bininci olarak seçilen kişi de 2001. vizeyi alabilir.

      Ülkelerden maksimum seçilen kişi sayılarını sanıyorum ki DOS belirliyor. Seneden seneye değişiklik gösterebilir bu sayı. Örneğin DV2020 için 4500 iken DV2021 için 6000 idi.
      Bu durum seçilen kişiler eleniyor şeklinde değil de maksimum sayıyı geçince kazandığını öğrenemiyor şeklinde oluyor. Hatta bunlar da boşlukları oluşturan durumlardan biri ama boşluklar başka bir iletinin konusu :)
      Bu duruma örnek, DV2020'de Rusya'dan seçilen 5bininci kişi, 2020EU00019XXX case numbera sahip olmasına rağmen, DOS'un DV2020 için ülke bazında belirlediği maksimum kişi sayısını (4500) aştığı için sonuç sayfasında "has not been selected" yazısını gördü ve kazandığını hiç öğrenemedi. Buna karşın DV2021'de Rusya'dan seçilen 5500. kişi 2021EU00035XXX case number sahibi olup sonuç sayfasında "You have been randomly selected" yazısını görerek kazandığını öğrenmiştir.

      Biraz uzun uzun anlatmış oldum ama umuyorum ki faydalı ve açıklayıcı olmuştur.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 Mülakat Deneyimleri

      Biz DV2021lerin bu başlığında maalesef bizden kimse deneyimini yazamadı (henüz). Umarım 2022lerin bu başlık altında bol bol deneyimini okuruz.

      Kazanan herkese sürecinde bol şanslar!

      Kazananlar için tavsiyeler:

      Süreç uzun ve yıpratıcı. Zamanınızı daha kolay geçirmenizi sağlayacak uğraşlar edinin kendinize. Akıl ve ruh sağlığınıza dikkat etmeniz gerekiyor.

      Kazandığınızı cümle aleme duyurmayın. Tamam forumda biz bizeyiz, sıkıntı yok. Ama sürekli sizi görüp, ne oldu senin iş bak hala buradasın? diye soru soranlarla muhatap olup canınızı sıkmak istemiyorsanız vizenizi alana kadar sevincinizi biz bize yaşayalım.

      Parayı dert etmeyin. İş o raddeye gelene kadar daha çooook sorununuz olacak. Para, en kolay çözülen olay. Onu zamanı gelince şey ederiz :)

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Hikayenin başını kaçıranlar için part-1 ve part-2.

      Öncelikle yazdıklarımı okuyup yaptığınız yorumlar, desteğiniz için hepinize çok teşekkür ederim. Fazla mı detaylı oldu acaba, bu kadar yazmasam mı? diye dusunurken, yazmaya devam etmem konusunda çok teşviklendirdiniz beni. O yüzden yine mümkün olduğunca detaylı bir şekilde anlatmaya çalışacağım. Son yazımın üstünden aylar geçti ancak şu an geri kalan kısmı anlatmaya hazır hissediyorum kendimi.

      Orijinalinde 20 bin kelime yazmıştım. Ama mümkün olduğunca kısaltmaya çalıştım ve 12 bin kelimeye kadar düşürdüm. Yine de çok uzun biliyorum ama okuma kolaylığı olması açısından parça parça atacağım. Kimse okumazsa anlayışla karşılarım.

      Part 3

      Evet, en son spoilerdan önce kaldığım yerden devam edeyim. Arkadaşımla beraber New York'tan dönüyorduk ve ev almaya karar verdik. Ancak tam bu sırada ehliyetim suspend edilmiş ama eve henüz posta gelmediği için benim durumdan haberim yok. Ama bazen içime doğuyor sanırım; normalde uzun yolda arkadaşımla beraber araba kullanırız, bu sefer hiç arabayı ver de biraz da ben kullanayım demedim bile, o da teklif etmedi.

      Pazartesi günü New York'tan dönerken yolda ev ilanlarına bakıyordum. Normalde condo/town house tarzı bir yer kesinlikle düşünmüyorduk ancak konumu gerçekten çok güzel ve fiyatı ciddi anlamda uygun bir yer buldum. 3+2 olması da ayrıca çekiciydi. Biraz eski bir yerdi ve tadilata gerçekten ihtiyacı vardı. Ama 100 bin dolar altında bir fiyatı olması, tüm o eski olması, tadilata ihtiyacı olması durumunu telafi ediyordu. Oraya epey yükselmiştik ve görmek istiyorduk. Ama New York'tan dönerken neden biraz daha gezmeyelim ki dedik ve Niagara Şelaleleri'ne de uğradık. Ohio'ya döndüğümüzde saat artık geç olmuştu ve ertesi gün eve bakmaya gideceğimizi düşünerek uyudum. Ertesi günü sabah arkadaşım daha isteyken ilan yayından kalktı bile. Biz de evin teklif aldığını düşündük.

      Geçen sefer de arkadaşım tek başına ev almaya çalışırken de böyle çok olmuştu, daha evleri görmeden ilandan kalkması aslında alışık olduğumuz bir durumdu. Normalde olsa yine akışına bırakırdım ama belki içimde bir şeyler dürttü beni, belki de beraber ev almaya karar verdikten sonra beğendiğimiz ilk ev olmasının etkisiyle oldu, belki de ya aslında o kadar da iyi değilmiş diyerek kendimi teselli edeceğim bir sebep arıyordum, bilemiyorum. Evle ilgili diğer detaylara bakıyordum. Evin emlak ofis sitelerinden birinde ilandan henüz kalkmadığını gördüm. Belki ilanı kaldırmayı unutmuşlardır, belki de gerçekten henüz teklif kabul edilmemiştir diye hemen onlarla iletişime geçtim. Akımda mı kalsın?

      Ev için henüz anlaşma sağlanmadığını, istersem görebileceğimizi söylediler. Tabii dedim hemen randevu ayarlayalım lütfen. Emlakçımız olmadığı için bize emlakçı atayacaklarını söylediler. Aslında arkadaşımın daha önceden beraber ev gezdiği emlakçısı vardı ama hem piyasanın durumundan dolayı arkadaşımın bütçesine uygun ev bulamayışları hem de bizim baktığımız uygun fiyatlı bölgelerin o emlakçının normal bölge ve fiyat portföyünün çok altında kalması sebebiyle yollarını ayırmaya karar vermişlerdi. Üstelik beraber girdiğimiz bu yeni yolda tamamen yeni bir başlangıç yapmak da daha iyi olurdu.

      Arkadaşımın iş çıkışı olan saat için yeni emlakçımızla sözleştik. Ben biraz erken gitmiştim arkadaşımdan. Emlakçı da bizden önce gelmişti, bekliyordu. Kapıda kendisiyle muhabbet ettik. Arkadaşım gelmeden eve girmek istemedi emlakçı, sürprizi kaçmasın dedi. Çok tatlı bir kızdı. Espiriler, şakalar derken arkadaşım gelene kadar biz samimi olmuştuk bile. Evin daha önce ilandan kalktığını da söyledim. Hala teklif alımlarının devam ettiğini, cumaya kadar yani 3 gün daha vaktimiz olduğunu söyledi. Bu güzel haber diyerek sevindim.

      Arkadaşım geldi ve evi görmek için içeri girdik. Ev beklediğimiz gibiydi, eskiydi ve tadilata ihtiyacı vardı. Evde benden genç hiçbir şey yoktu, ne buzdolabı ne çamaşır makinesi ne başka bir şey. Hatta bunların ilk üretilen beyaz eşyalar olduğu konusunda epey espriler yaptık. Evde tadilat beklediğimiz bir şeydi ama gözümü korkutan 2 şey olmuştu. İlki nedense duvarları kilim gibi bir şeyle kaplamışlardı ve altından ne çıkacağı, neden böyle bir şey yaptıkları meçhuldü. İkincisi evin neredeyse her yerinde ama özellikle pencere önlerinde ve dolaplarda ölmüş böcekler vardı. Belli ki bir böcek sorunu olmuş ve çözmeye çalışmışlar ama ne kadar çözdüler bilmek mümkün değildi.

      Yine de fiyata bakınca evin potansiyeli vardı. Teklif vermemek için bir sebep yoktu. Ailem bana yine yardım edecekti. Evet, yine :) Ev 82.500 dolara ilana konmuştu. Emlakçıya 70 bin dolar teklif etmeyi düşündüğümüzü söyledim. Tabi karşı taraftan herhangi bir tadilat falan beklemeyecektik, kendimiz yapacaktık. Emlakçımız olabilir tabi neden olmasın dedi. Ama bize bankadan evrak gerektiğini söyledi. Daha önceden onay aldığımız, bankanın bize ne kadar kredi vermeye istekli olduğunu gösteren bir belge (pre-approved letter). Arkadaşımın daha önceden aldığı belgeyi kullanmak istedik. Önceki sene teklif etmek istediğimiz fiyatın 2 katını vermişti banka bu sene kabul etmemek için sebep yoktu. Ama 6 ay süresi geçtikten sonra ev bulamayıp almaktan vazgeçtiği için uzatma yapmamıştı arkadaşım pre-approved letter için ve süresi geçmişti. Bu sebeple kabul edemeyeceğini söyledi emlakçı. Ben de parayı henüz ailemden almadığım için hesabımda para gösteremiyordum. Ailem bana banka yoluyla en hızlı şekilde para göndermeye çalıştı ama hep bir sıkıntı çıkarttı banka. Ve sonuçta teklif veremedik.

      Bu süreçte de eve ehliyetimin suspend edildiği ile ilgili evrak geldi. Aha dedim yine başladık. Türkiye'den dolar çıkmasın diye sürekli sorun çıkartan bankayla mı uğraşayım, işsizlikle mi uğraşayım, ehliyetimi geri almaya mı çalışayım yoksa ev mi bakayım? Hepsini birden yaparım ben :) Zaten hep böyle oluyor. En basit konularda bile insanların zahmetsizce ulaşıp elde ettiği şeyler için hep çabalamak zorunda kalıyorum ben. Şikayetçi de değilim aslında bu durumdan çünkü bu sayede sürekli yeni tecrübeler yaşayıp yeni bilgiler edinmiş oluyorum. Belki de bu yüzden ben kendime çekiyorumdur her zaman zor yolu. Geçmiş tecrübelerimden bildiğim üzere de önce yokuş aşağı yuvarlanır, daha sonra dimdik bir yokuşu çıkarım. Yavaş yavaş çıkarım, yorulurum, enerji ve zaman harcarım ama bilirim ki ben o yokuşu elbet çıkarım, o engeli aşarım. Çünkü daha önce de yaptım, yine yaparım.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] Sayılarla DV2023

      DV2023 Süreci ile ilgili ilk sayısal verileri 2022 Haziran ayında açıklanan, Ağustos bülteninde göreceğiz. O zamana kadar talihlilerden aldığımız feedbackler ile tahminde bulunabiliriz sadece.

      Yani en az 1 ay DV2023 için kazanan sayısını net olarak öğrenemeyeceğiz.

      Umarım Dünya'dan ve Avrupa'dan az, Türkiye'den bol kazananlı, tüm vizelerin dağıtıldığı, isteyen herkesin vizesini hızlıca aldığı sorunsuz bir yıl olur. Bol şanslar!

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 5

      Amerika'daki ilk W2 işime pazartesi günü öğleden sonra başlamış oldum böylece. Kısaca benden neler beklendiği, şirketin genel düzeni, yapmam gerekenleri konuşarak ve eğitimlerle ilk günüm -daha doğrusu ilk birkaç saatim- bitmiş oldu. Haftada 4 gün, günde 10 saat çalışma olan bir yerdi. Ev bakmak için bize bolca vakit tanırken arabam olmadan da para kazanmama olanak sağlayan bir işti. Arkadaşımla ise gelip arkadaşımla işe gidecektim. Bu fırsatı bana tanıdıkları için kendilerine minnettarım. Yeniden yokuşu tırmanmaya döndüğümü hissediyordum, şimdi güzel bir ev bulma vaktiydi.

      İşten sonra birkaç ev baktık. Evler çok iyi değildi ama piyasa durmuş ve yeni ev gelmiyor gibiydi. Aralarından bizim için uygun olabileceğini düşündüklerimize bakıyorduk ama hep hayal kırıklığıydı sonuç. Hiç içimize sinen bir şey olmamıştı. Kotunun iyisine razı olmaya çalışıyormuşum gibi hissediyordum.

      İlk haftam boyunca çalışırken iş çıkışları ev bakmaya devam ediyorduk. Çarşamba iş çıkışı bir eve bakmaya gittik. Ama oraya gitmeden gördüm ki bir önceki hafta baktığımız ama aynı sokakta başka bir ev görünce hızla yön değiştirdiğimiz eski evin -mavi evin- fiyatı 10bin dolar düşmüş ve Pazar günü yine open house olacakmış. Bu durum beni heyecanlandırdı açıkçası. Bu kadar kısa sürede fiyatı düşen ve 2.ye open house olan ev daha önce hiç görmemiştik. Hem ev alınabilirdi hem de pazardaki diğer evler için umut vermişti bu durum bana.

      O gün bakmaya gittiğimiz eve vardık. Emlakçımız bizden biraz sonra geldi. O gelene kadar eve dışından biraz baktığımızda umut vaat edici görünüyordu ama ev biraz küçük gibiydi. Garaj ve ev aynı boyuttaydı. Garaj da normalden çok büyük bir garajdı, belki o yüzden ev göreceli olarak bize küçük gelmiş olabilir diye düşündüm. Emlakçı gelince ilk iş garaja baktık, çok büyük ve çok bakımlıydı. O zamana kadar gördüğümüz en iyi garajdı. Muhtemelen garaj olarak değil, atölye olarak kullanılmıştı. Tavanında bile bir sürü ışık ve neredeyse her yerde elektrik vardı. Daha sonra 3 odalı olduğu iddia edilen evin içine girip gezinmeye başladık. İddia edilen diyorum çünkü evin üst katında odamsı bir şey vardı. Muhtemelen oraya oda yapmaya başlanmış ama daha sonra ne olduysa vazgeçilip yarım bırakılmış ve o şekilde oda diye saymışlar. İnşaat malzemeleri bile odada duruyordu hala. Herhalde kendin yap kendin otur modeli bir oda olarak düşünülmüş :) Evin içinde gerçekten iğrenç bir koku vardı. Mutfaga mutfak demek için küçük bir tezgah konmuş ve beyaz eşyalar saçma sapan bir şekilde sağa sola bırakılmış. Oda boyutundan bile küçük bir salon ve ondan bile küçük bir odası vardı. O odanın içersinde de gömme dolap desem değil, giyinme odası desem hiç değil bir alan vardı. Biz belki 3. oda çok iyidir diye evin içerisinde 3. odayı aradık ama bulamadık. Gerçekten 3 odalı diye ilana verilmiş evin 3. odası yoktu. Ya da o dolabimsi seyi de odadan saymislardi. Keşke evi sadece garaj olarak satsalardı. O muhteşem garaja bu ev hakaret gibiydi.

      Dışarısı soğuktu, kar yağıyordu. Emlakçımızla 10 bin dolar fiyat düşen evi, mavi evi konuşmak istiyordum. İçinde bulunduğumuz ev öyle kötü kokuyordu ki, dışarıda soğukta konuşmak istemesem de içeride de konusmayi kısa tutmak zorunda kaldık. Emlakçımız da o evi takip etmiş ve fiyatının düştüğünü o da görmüş. Ondan sonra baktığımız her evi onunla kıyasladığımızı o da fark etmiş, aynı dili konuşmamamıza rağmen :) Evin fiyatının 149,900 dolara düştüğünü, teklif vermek istediğimizi ama alabileceğimizin çok üstünde teklif vermek istemediğimizi söyledim. Eve bir teklif olmadığını düşündüğümü çünkü birkaç günde 10 bin fiyat düştüklerini ve hemen yeniden open house yaptıklarını, hem acil satmak istediklerini hem de 145 bine bile teklif almadıklarına inandığımı söyledim. Ama biz 140 teklif edersek ve biri 143'e falan alırsa üzülürüm açıkçası dedim. Emlakçımız kademeli teklif verebileceğimizden bahsetti. Tam olarak aradığım şeydi. Belirli bir aralık olarak teklif verip, o aralıkta baska bir teklif geldiğinde, bizim teklifimizin, o gelen teklifin 1000 dolar üstüne olacağı bir sistem. Peki teklifi yükseltmek için teklif almayi beklerlerse? diye sordum ve zaman kısıtı koyacağımızı, bu durumda genelde 10 gün süre verildiğini söyledi. Emlakçımız daha mesleğinde yeni olsa da egolu biri değildi, böyle ciddi bir mevzu olduğunda bir bilene danışmayı iyi biliyordu. Açıkçası böyle olması benim daha çok hoşuma gitmişti cunku birden fazla kisiyle calisiyor ama sadece iclerinden en sevdigimle iletisim kuruyor gibiydim. 137-143 arası teklif vermek istediğimizi söyledim. Teklif vermeden önce iş arkadaşlarına danışacağını söyledi. Ertesi gün yeniden konuşmak üzere o kötü kokulu evden bayılmadan önce ayrılmış olduk böylece.

      Perşembe günü iş arkadaşlarına danıştıktan sonra bize dönüş yaptı. İş arkadaşları teklif süresini 3 gün vermemizi önermişler. Ev open house olup yeni teklifler almadan önce bizim teklifimizin süresi bitiyordu yani. Benim de aklıma yatan böylesiydi aslında ama sure cok kisa olur diye dusunup soylememistim. Çünkü evin uzun surecte, ozellikle open house olduktan sonra teklif alabileceğini düşünüyordum. Perşembe günü 137-143 bin araligi olan teklifimizi yazdık ve gönderdik. Ev arama sürecinde ilk teklifimizi göndermiş olduk ve 3 gün içerisinde ilk cevabımızı alacaktık. Heyecanlıydık, sabırsızdık… Birkaç saat geçti ve cevap geldi bile. Teklifimize karşı teklif vermişler, ellerinde teklif olmamasına rağmen 143 bin verirseniz tamamdir demişler. Ben de pazarlığa oturduk demek ki 140'ta, ortada buluşacagiz diye tahmin ettim. Emlakçımıza, biz de karşı teklif verebiliyor muyuz dedim, tabi ki dedi. Arkadaşım patronuna ve müdürüne sordu. Onların düşüncesini merak ediyor, onların tecrübesine güveniyordu. Sonuçta ilk kez teklif vermiştik ve teklifimiz aslında kabul edilmişti. Arkadaşım düşük bir teklif vererek karşı tarafı gücendirmek ve teklifi baltalamak istemiyordu. Müdür ve patron bu durumun çok normal olduğunu 140’ın orta yol olduğunu ve gücenecek bir teklif olmadığını söylediler. Onlar da benim düşündüğüm gibi düşünüyordu. 139,999 olarak karşı teklif yaptık. Çift sayı sevmediğim için 140 teklif etmek istemedim ve emlakçımıza da amacımızın onları gücendirmek olmadığını, takıntılı bir insan olduğumu açıklamasını özellikle rica ettim. Ama teklife öncekine göre bir şey ekledim: Evde gördüğümüz her şey evde kalacak. Gördüğümüz o tatlı piyano özellikle dikkatimizi çekmişti. Evdeki tamir aletleri ve özellikle bahçe malzemeleri bizi en azından bir süre masraftan kurtarır, idare edilebilir ürünlerdi. Ayrıca evdeki eşyalardan garaja koydukları arasında rengini ve tarzını hiç sevmesem de sehpa, sandalye, koltuk vardı. Bahçede bahçe mobilyası vardı bir süre idare edebilecektik. Zaten bomboş evi 137’ye almis olsak bile tüm bu malzemeleri alsak 140’a gelir diye düşünerek teklifi yeni eklentileriyle yapmıştık. Satıcı birkaç saat içerisinde teklifimizi kabul etti. Tüm eşyalar bize kalacak ve 139,999 ödeyecektik.

      Sonunda bir hayal gerçek oluyor gibiydi. O günün nasıl geçtiğini ne arkadaşım ne de ben anlamadık. Heyecanlı, mutlu, umutluyduk. O ev sanki en başından beri olması gereken ev oymuş gibi hissettiriyordu. O ev sayesinde iş bulmuştum çünkü. Ama merak ettiğim bir şey vardı, Pazar günü ev yine open house olacak mıydı? Bizimkinden iyi teklif gelse ne olacaktı? Endişelerimi emlakçıma dile getirdim. Ev yine open house olabilir ama yeni ve daha yüksek teklif gelse bile sizin teklifiniz kabul edildiği için siz öncelikli olacaksınız dedi. Biraz rahatladım ama yine de içimi kemiren bir kurt yok değildi :) Yokuşumu tırmanmaya devam ediyordum, yavaş ve emin adımlarla.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 6

      Bu süreçte işte de parlak bir başlangıç yaptığımı düşünüyordum. Şirket yeni bir sisteme geçmişti ve yaptığım ilk işlerden biri eski sistemin düzenini yeni sisteme çevirmekti. 4 farklı liste vardı bunun için. İlk listeyi Salı günü kadın olan patronun ofisinden aldım ve gün bitmeden bitirdim. İkinci listeyi istemeye gittiğimde front deskteki çalışandan beraber aldık listeyi kadın patronla. Ertesi günü 2. listeyi bitirdiğimde 3. ve 4. listeyi kendim gidip aldım ve 4. listeyi geri vermeye gittiğimde kadın patron beni gördü. "Aaa, 2. listeyi de mi bitirdin?" diye mutlu olmuştu ki, hayır 4. listeyi bitirdim dediğimde şaşırdı. Bana başka bir iş verdi ertesi gün için. Yeni düzen özellikle kadın patron için çok önemliydi, her şeyi takip etmek, her şeye hakim olmak istiyordu. O yüzden kendinden habersiz bir şey yapılmasına sinir olduğunu sıkça dile getirdi konuşmalarımızda. Ben de özellikle bu hususa dikkat ediyor ve ona danışmadan bir şey yapmamaya çalışıyordum. Hafta bitmeden bana vereceği işler bitmişti bile ve şansıma o hafta shipping&receiving için planlanmış bir gönderileri yoktu. Ben de erkek patronun bana verdiği işleri yapmaya başladım. Üretim kısmına girmedim ama daha önceden üretilmiş parçaların depoda düzenlenmesini istiyordu. Ben onlarla uğraşırken ilk haftam da bitmiş oldu.

      Ev için 2 taraf da (biz ve satici) Cuma günü depozitoyu yatırdığında eve inspection yaptırmak için 1 hafta süremiz vardı. Inspection'da biz de orada bulunmak istiyorduk. Hafta sonu için müsait birini bulamadık. Dolayısıyla ertesi Cuma günü için inspection yaptırırsak biz de orada bulunabilirdik. Ben 8. gün olduğunu sanıyordum ama 7. gün sayılıyormuş ve süre bitmeden inspection yaptırmış olduğumuz için kabul oluyormuş. Biz de Cuma gününe ayarladık.

      Daha önceden aldığımız yüksek faizli kredi teklifi yerine daha makul bir kredi ile evi almak istiyorduk. Emlakçımız krediyi alacağımız kurumu ev icin yaptigimiz tekliftekinden başka bir kurumla değiştirebileceğimizi ama tüm süreci tamamlamak için 45 gün süremiz olduğunu söyledi.

      Amerika'ya ilk geldiğimde hesabımı açan ve kredi kartı almamız için bize yardımcı olan Bank of America'da çalışan Özlem Hanımla hemen iletişime geçtim. Kendisi sağ olsun çok yardımcı oldu. Bank of America'dan kredi çekemeyeceğimi (çünkü işe yeni başladım ve 2 tane W2 yok hatta 2 yıllık kredi geçmişim bile yok) ama bir kredi memuru ile konuşup tüm sorularıma cevap alabileceğimi söyledi. Boşanmaya karar vermiş ve ayrılmış olsak da hala kağıt üzerinde evliydim, resmi olarak boşanmamıştım. O yüzden biraz karışıktı benim kredi sürecim. Ama Özlem Hanım yardımcı olabileceği kadar yardımcı olmaya çalışmıştı, kafamdaki soruların çoğunu giderdi. Yaklaşık yarım saat telefonda görüştük kendisiyle.

      Biz de cumartesi günü hemen bir kredi kuruluşu ile konuşmaya gittik. Bu kredi kuruluşu 2 tane W2 veya kredi geçmişi istemiyor, 1 aylık maasli çalışmaya bile kredi verebiliyordu. O yüzden bizim için çok idealdi. Benim evliliğim ve boşanmak üzere olduğum, işe yeni girmiş olduğum, evi ortak almak istememiz gibi birçok konuyu sordum bankacıya. Masasına oturup tanıştıktan sonra söylediğim ilk şey, biraz karışık ve zor birkaç tane sorum var diye başlamak olmuştu. İlk sorudan sonra o kadar da zor değilmiş dediği konuşmamız, tüm sorularım için birkaç bankacının daha bize yardımcı olması ve birkaç telefon görüşmesiyle ek bilgi almalar sonucu 2 buçuk saatten biraz fazla sürmüştü. Evet evet, karmaşık bir süreç değilmiş hiç :) İşin içinde benim olduğum hangi şey sıradan, sıkıcı ve kolay olmuştu ki zaten?

      Krediyi ve detaylarını daha sonra uzun uzun anlatacağım çünkü özellikle bu konuda bilgi edinmek isteyenler için çok ince detay bilgiler içeriyor, bunca yazımın arasında kaybolmasını istemem. Ama kısaca ihtiyacım olan 3 şey vardı. Kredi sonuçlanmadan önce en az 1 aylık gelirimi gösterecek kadar pay stub sahibi olmam, boşanmış olmam ve ailemden alacağım parayı ve gift letter'ı temin etmiş olmam. Ailem bir süredir parayı göndermeye çalışıyor ama banka her yeni gün yeni bir sorun çıkartıyordu. Eski eşimle (tabi o zamanlar henuz eski degil kagit ustunde) irtibata geçtim. O da zaten Ekim ortaları gibi Türkiye’ye gitmek istediğini ve programını bana göre uydurabileceğini, böylece resmi boşanmayı halledebileceğimizi söyledi. Yavaş yavaş yokuşumu tırmanıyordum hala, emin adimlarla.

      Pazartesi günü yeni bir haftaya başladık. İş yerinde kadın patrondan çok erkek patronun işlerine koşturmaya başlamıştım ve hatta üretime de girmiştim bu sefer. Durumu tuhaf karşılamadım aslında çünkü hızlıca bana verilen tüm işleri bitiriyordum ve benim departmanım için yeni bir iş pek olmuyordu. Perşembe sabahı icin işten izin alıp ehliyetim için mahkememe gittim arkadasimla beraber. Mahkeme mahkeme diyorum da ben, aslında bu mahkeme değilmiş, pre-trial’miş. Bu mahkeme konusunu burada çok detaylandırmayacağım, onun için de ayrı bir başlıkta anlatacağım ama şunu söyleyim, bu ilk pre-trial dahil toplam 3 kez hakim karşısına çıktım. Sonuç olumlu mu oldu olumsuz mu bugün bile karar veremiyorum :) Ben anlattıktan sonra belki siz söylersiniz olumlu mu olmuş olumsuz mu. Ama sonuç ne olursa olsun ben bu süreçten memnun kaldım. Hayatıma yeni tecrübeler katmayı seviyorum. Perşembe günü çıktığım ilk mahkeme sadece suçunu kabul edenler içinmiş. Ben suçumu kabul etmediğim için bana yeni bir tarihe yeniden mahkeme günü verildi ama hakimden rica edince ehliyetimi alabilmem için gerekli belgeyi bana verdi. Aslında bu 3 trial içinde en çok hoşuma giden bu ilk mahkemeydi. Her ne kadar kötü bir sebeple orada bulunmuş olsam da keyifli vakit geçirdim ben orada.

      Mahkemeden sonra ehliyetimi almadım çünkü işe gitmemiz gerekiyordu. İş yerinde mahkemenin sonucunu sorduklarında sonuçlanmadı, 2 hafta sonraya gün verdiler dedim. O günü de iş yerinde tamamladıktan sonra iş yerindeki 2. haftamı tamamlamış oldum. Tuhaflık hissetmiştim, sebebi benden kaynaklı diye düşünmüştüm başta ama arkadaşımla paylaşınca sorunun bende olmadığını anladım. Arkadaşım o iş yerinde benden uzun zamandır çalışıyordu. Ben eskiden delivery işleri yaparken özellikle akşam saatleri işler daha iyi olduğu için, bu premium saatleri ev işleri için harcamıyordum. O yüzden arkadaşımın işten çıktığı saatlerde değil de daha ilerleyen saatlerde eve alışveriş yapmak, çamaşır yıkamak, temizlik yapmak gibi ortak yaptığımız ev işlerini hallediyorduk. Ben çalışmaya başladıktan sonra, özellikle bu ikinci haftada işten çıktıktan sonra çok yorgun oluyordum. İş yerinden eve geçerken yol üstü markete uğramak bile zulüm gelmeye başlamıştı. Eve gidince yemek bile yemeden uyuyakaldığım olmuştu. Yemek yesem bile yemeği yedikten sonra uyuyakalıyordum. Ben uzun zamandır böyle bir işte çalışmadığım için böyle olduğumu düşünmüştüm başta ama arkadaşım için de durumun böyle olduğunu fark ettim. Benden önce aynı işte çalıştığı zaman gece 12'den önce uyuduğu olmuyordu. Şimdi ikimiz de ev işlerimizi bile yapamadan 9-10 gibi uyuyakalıyorduk. İşten çık, markete git veya yemeğe git. Eve geliş 7.30-8. Yemek yap ye 8.30-9 ve hemen uyuyakal. Çalıştığım 2. haftanın işten sonrası böyle geçmişti. Belki ikimizde de kafa yorgunluğu vardı. Ama arkadaşımın dediğine göre iş bu ara çok yoğun ve yorucuydu. Neyse ki haftada sadece 4 gün çalışıyorduk.

      Cuma günü emlakçımız ve inspector ile evin önünde buluşup beraber evi gezmeye başladık. Inspector saatinden biraz erken gelmiş, biz gelene kadar çatıya falan çıkmış oralara bakmış. Geldiğimizde çatıdaydı hala :) Normalde bizim de orada bulunmamıza gerek yoktu ama biz orada bulunmayı tercih ettik. Inspectordan ve yaptığı denetlemeden açıkçası ben çok memnun kaldım. Onunla gezerken aslında ev baktığımızda tam olarak nelere bakmamız gerektiğini ve neleri gözden kaçırmış olabileceğimizi görüyordum. Evdeki bütün her şeyi tek tek çalıştırdık. Tavan arasından bodruma her yere baktık beraber. Evet ev eskiydi ama durumu iyiydi. Çok fazla ev gezmiştik ama evdeki tüm kapıların, dolap kapaklarının çalıştığı başka bir ev görmemiştik hiç, yaşı ne olursa olsun. Inspector bile şaşırdı bazı şeylere. Mesela pencereler çok eskiydi ama hepsi açılıyordu hala. Bu yaşta pencere olan evler var evet ama hiçbirinde açılmıyor pencereler dedi. Zaten evdeki tamir aletlerinin çokluğundan evde en azından 1 kişinin tamirat tadilatla ilgilendiği belliydi. Tabi evdeki birçok şey de el yapımı gibi duruyordu. Evde birkaç sorun bulduk inspectorla beraber. Mesela ocaklı fırının 4 gözünden yalnızca 2 tanesi çalışıyordu. Kurutma makinesi iş görür olsa da çamaşır makinesi "Salın beni, emekli olayım artık!" diye bağırıyordu. Evin elektrik sistemi en az 60 yaşındaydı ve elektrik kutusunun değişmesi gerekiyordu. Inspector sırf bunun için 3 bin dolar masraf olacağını söylemişti. Kendi uzmanlığı elektrik olduğu için bu konuya hakimdi. Kendi işi diye yüksek fiyat verdiğini düşünmememiz için olsa gerek, eğer hemen yaptırmak isterseniz ben yapamam, inspection yaptığımız evlere 6 ay tamirat tadilat yapamayız dedi. Bence çok mantıklı bir şeymiş. Bunlar dışında ufak tefek birkaç sorun daha çıktı. Mesela elektrik prizlerinin çoğu topraklı değil ve değiştirmeniz gerekiyor demişti. Bodrumda su sızıntısı olduğunu düşündüğümüz bir yer vardı ama inspector orayı detaylı inceleyerek orada sorun olmadığını, önceden olmuşsa bile sorunun çözülmüş olduğunu söyledi. Zaten rutubet kokusu falan da yoktu. Deckin merdivenlerinden birinin yönetmeliğe uygun olmadığını söyledi. Kısaydı basamakları. Çöp öğütücüyü de o gün bir türlü çalıştıramadı nedense.

      Inspection yapmak gerçekten çok keyifli bir iş gibi görünüyor. Ben evi incelerken gerçekten keyif aldım. Sürekli her önüne gelen aleti kurcalamak, her prize elektrik testi yapmak, ıncık cıncık tüm eve bakmak, çat çat her şeyin fotoğrafını çekmek. Süper bence :) Amerika'ya gelip de kariyerinize sıfırdan başlamak istiyorsanız bu işi bir araştırın derim. Ben neden inspector olma işini araştırmıyorum kendim için? Çünkü daha o günün akşamına bize çok detaylı bir rapor gönderdi. İşte o iş bana göre değil. Bizim inspection yaklaşık 2 saat sürdü. $400 ödedik. Bizden sonra gitmesi gereken başka bir yer daha vardı. Belki önce gittiği veya sonrasında gideceği yerler de vardır. Ben bu işi yapıyor olsam kesin aynı gün gittiğim evleri bile birbirine karıştırırım. O yüzden bana göre değil. Inspectora siz hiç karıştırmıyor musunuz diye sorduğumda, normalde raporu hazırlamak için birkaç gün sürem var ancak ben aynı gün saat kaç olursa olsun raporları yazıp gönderiyorum, çektiğim fotoğraflardan da çok destek alıyorum, ertesi güne kalsa evler birikir ve karıştırırım ben de dedi. Tahminen 40'lı yaşların sonlarında 50'li yaşların başlarında olan, orta boylu, zayıf, beyaz bir erkekti bizim inspectorimiz. Ama bence özellikle kadınların daha hoşuna gidecek bir iş. Malum biz kadınlar genelde erkeklerden daha detaycıyız.

      Bizim inspector diğer evine doğru yola koyulurken, biz emlakçı ile kaldık. Inspection'dan sonra teklifi değiştirme ya da komple iptal etme hakkımız oluyor, inspection sonucuna göre. Ben de evdeki birkaç masraf sebebiyle fiyat güncellemesi teklif edip edemeyeceğimizi sordum. Emlakçı da istersek fiyat güncellemesi ya da tamir talep edebileceğimizi söyledi. Açıkçası ben tamir kısmına yanaşacaklarını sanmıyordum çünkü evi acilen elden çıkartmaya çalıştıklarını düşünüyordum. O yüzden fiyatı biraz düşürmek mantıklıydı. Arkadaşım sadece elektrik kutusunun fiyatı kadar düşürmek istedi çünkü çok fazla düşürüp evi elden kaçırmak istemiyordu. Ben en azından 5 bin düşürebileceğimizi düşünüyordum ama biz 137 teklif etmeye karar verdik. Emlakçımız inspection raporunu da ekleyip yeni teklifi göndeririz dedi. Inspection raporunda olmayan ama bizim yapmak istediğimiz bir test vardı, Radon testi. Amerika'daki evlerin basement'ında Radon gazı oluyormuş. Az veya çok hepsinde varmış aslında ama çok olması cidden sağlığa zarar. Biz zaten testi almıştık. Basement'a koyup 24 saat sonra geri almalı ve sonuca bakmalıydık. Emlakçımıza bundan bahsettik. Tabi siz koyun, ben yarın evde bir şey unuttum bahanesiyle geri gelip alırım onu ama sizin gelmeniz cok dogru olmaz dedi. Seviyorum emlakçımızı ya :) Sürekli bize ayak uyduruyor ve oldukça kafa dengi. Ben onun olumlu enerjisinin de bizim ev sürecimize olumlu etkisi olduğunu düşünüyorum.

      Emlakçımızla ayrıldıktan sonra DMV’ye gidip ehliyetimi de aldım. Aldım dediğim aslında ehliyet bende idi zaten, sadece geçersizdi. Belgeyi alıp onu geçerli hale getirdiler. Aynı ehliyetimi kullanmaya devam edebiliyordum artık. Tabii bunun için neredeyse yarım saat beklemem gerekti ama olsun, sanki yetişmem gereken başka bir yer mi var? Her şey yolunda gitmeye başlamıştı. Yavaş yavaş ve emin adımlarla...

      Aynı akşam inspectordan rapor gelince ertesi günü kredi kararımızı kesinleştirmek için önceden 2buçuk saat konustuğumuz kredi kuruluşuna geri döndük. Kredi kararımız diyorum çünkü bize peşinatları, faiz oranları, kredi süresi farklı olan birden fazla seçenek sunup seçmemizi istemişti. Biz de bize en uygun olanı seçip karar verdik. Ve gözden kaçırdığım bir gerçeği de öğrendim. Normalde bu kredi süreci ortalama 45 gün süren bir süreçmiş. Ben bizim 45 günlük süremizin inspection'dan sonra başladığını sanırken, bizim teklifimizle sürecin çoktan başlamış olduğunu öğrendim. Benim planım 5 hafta çalıştıktan ve bankaya minimum 1 aylık çalışma geçmişimi sunduktan sonra 2 haftalığına Türkiye’ye gidip süreci bitmeden boşanma evrakları dahil tüm evrakları ve parayı getirmekti. Bu şekilde yaparsam benim için süreç yetişmiyordu. Hatta benim için süreci geçtim bu hesapla bankanın bile süreci yetişmiyordu. Ama bankacımız işlemleri hızlandırarak 30 güne kadar süreyi düşürebildiklerini ve telaş yapmamamızı, her şey yolunda giderse yetişeceğini söyledi. Her şey yolunda giderse mi? İşin içinde ben varım, her şeyin yolunda gitmeyeceğini zaten biliyorum ama elbet her şey yoluna girecektir, onu da biliyorum. Şöyle düşünün, şu an yazdığım 5500 kelimenin bu son 4500'ü sadece 2 haftalık bir süreçti. Cidden, sadece 2 hafta.

      2 hafta içinde ev buldum, iş buldum, eve teklifim kabul edildi, inspection yaptırdım, mahkemeye çıktım, ehliyetimi geri aldım. Yorucu olduğu kadar yorucu olduğuna da fazlasıyla değen bir 2 haftalık süreçti.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 4

      Yine en dipteydim ve hemen planlamaya koyuldum. Önce ehliyeti nasıl geri alabileceğimi araştırdım. Avukatla değil, kendi başıma. Bunun için mahkemeye gitmediğim için kapattıkları dosyamı yeniden açtırmam ve yeni mahkeme tarihi alıp ona katılmam gerektiğini öğrendim. Bununla ilgili bir dilekçe yazmam gerekiyormuş. Dilekcemi yazdım ve mahkemeye verdim. Çok tuhaf aslında ama bunu yaparken içten içe mutlu oldum. Amerika’ya gelmiş ve şimdiden devlete karşı talepte bulunmaya başlamıştım bile. Her ne kadar ehliyetimin olmaması canımı sıksa da bu mahkeme durumu bana heyecan veriyordu. Arkadaşımın mesaisi olmadığı sürece Cuma günleri çalışmıyordu. Cuma günü beraber gidip dilekçeyi verdik. Dilekçeyi inceleyip önümüzdeki Cuma gününe kadar cevap vereceklerini söylediler.

      Evde boş bulundukça emlakçıyla da biraz sohbet ettim. Evet, o evi kaçırmıştık ama o emlakçıyla beraber çalışmak istediğimi, aradığımız evin özelliklerini ve baktığımız bölgeleri yazdım. Emlakçımız, tüm kriterlere uygun bir ev bulabileceğimizi düşünüyordu. Cuma günü bir eve bakmaya gittik, ancak fiyat/performans olarak pek beğenmedik.

      Tabi bu süreçte, eğer yine bir ev bulursak bu sefer teklif sürecini kaçırmayalım diye soft inquiry ile pre-approved letter veren bir kredi kuruluşundan pre-approved letter aldık. Faizi çok yüksekti ama sıkıntı değil, değiştiririz diye düşünüyorduk.

      Ertesi Perşembe günü bir ev gördüm ilanda. Cuma günü arkadaşım yarım gün mesaiye kalabilir diye emlakçımızla Cuma öğleden sonrası için sözleştik. Bu esnada mahkemeden cevap geldi. Dilekçemi kabul etmişler ve davayı yeniden görmek için 2 hafta sonrasına gün vermişlerdi. Evet, yokuşu yavaş yavaş tırmanmaya başladığımı hissediyordum artık.

      Arkadaşımın işverenleri beni tanıyorlardı. Önceki sene henüz arabam yokken ve ben arkadaşımın arabasını kullanırken arkadaşımı bırakıyor, alıyor ve bekliyordum. Bu süreçte onlarla tanışıp muhabbet etmiştim. Arkadaşım da işverenlerine, o Cuma günü mesaisi uzayacağı için öğle arasında gelip beni alacağını, daha sonra ev bakmaya gideceğimizi, ehliyetimi kaybettiğim için kendim gelemediğimi söylemiş. Beni aldı, şirkete götürdü, mesaisini bitirmesini bekliyordum. O kadar süre boyunca o şirkete gidip gelmiştim ama daha önce hiç içeriye girmemiştim. İşverenlerinden biriyle içeride denk geldiğimde ehliyetimle ilgili muhabbet ettik, bir süre daha ehliyetim olmayacağını ve arkadaşımın gelip beni almak zorunda kaldığı için üzgün olduğumu söyledim. Normalde bunlar biraz özel konular arkadaşımın işvereniyle paylaşmak için ama bilerek mümkün olduğunca açık ve dürüst olmaya çalıştım çünkü arkadaşımın beni almaya gelirken söylediğinin doğru olup olmadığını anlamaya çalışıyor olabilir diye düşündüm. Ehliyetsizliğin benim için çok sıkıntı olduğundan ve bu yüzden çalışamadığımdan da biraz konuştuk. Daha sonra arkadaşımın müdürü ile karşılaştım. O da durumu duymuş, çalışamıyor olmana çok üzüldüm, umarım bir an önce halledebilirsin dedi.

      Emlakçımız ile randevu saatimiz yaklaştığında şirketten çıktık ve bakacağımız eve vardık. Dış cephesi benim en sevdiğim renk olan maviydi. Belki de ilanın en başta ilgimi çekme sebebi rengiydi :) Fiyatı baktığımız aralığın biraz üzerindeydi. Aslında çok üzerinde değildi ama bu fiyatlara bir ev alacaksak en azından tadilat gerektirmeyen bir ev olmasını umuyorduk ve eğer tadilat istiyorsa bu fiyatlar biraz fazlaydı bizim için. Ev tam olarak boşaltılmamıştı. Mümkün olduğunca boşaltılmış ve kalan ıvır zıvır bodruma, garaja konmuştu. Evin içinde çok hoş bir piyano vardı. Birçok tamirat tadilat aleti, bahçe bakım ekipmanları, duvar boyaları ve birçok şey vardı. Ev boş değildi ve hissiyatı da boş değildi. Evdeki yaşanmışlığı hissedebiliyorduk. Ev oldukça eskiydi. Hatta belki baktıklarımızın en eskisi bile olabilirdi. Ama güzel bir enerjisi vardı. Arka bahçesi çok güzeldi. Evet, bütünüyle bakınca muhteşem değildi ama gerçekten güzel bir yerdi. Hali hazırdaki durumunu değil, ileride olabileceği hali görüyordum aslında eve baktıkça. Üç odanın üçünü de kafamda doldurmuştum bile.

      Tam evden çıkarken birkaç saat önce Zillow’a yüklenmiş aynı sokakta başka bir ev daha olduğunu gördük. Şu an baktığımız evden daha büyüktü, ekstra bir odası daha vardı, 4+2 bir ev ve fotoğraflarda çok iyi görünüyordu. Fiyatı 10 bin dolar daha yüksekti ama şu an baktığımız eve göre daha yakın zamanda yenilenmiş gibiydi. Hem her ne kadar fiyatı biraz daha yüksek olsa da metrekare başına fiyatına bakınca çok daha ucuza geliyordu aslında. Emlakçımıza o eve de bakabilir miyiz diye sorduk. Hemen ayarlamaya çalışayım dedi. Tam bu sırada evin yanındaki evde garaj satışı hazırlığı yapan çok tatlı bir teyze gördük. Hemen muhabbete giriştim tabi. O da evini geçen sene almış. Aa dedim siz de yenisiniz o zaman. Hayır dedi, bu mahalle gerçekten çok güzel bir mahalle, 18 yıl boyunca şuradaki sarı evde yaşadım ve geçen sene de bu evi aldık, çok fazla uzaklaşmak istemedik mahallemizden diye ekledi. Açıkçası bu konuşmadan sonra mahalleye de bakacağımız eve de daha çok yükseldim. Teyzenin eski evim diye gösterdiği ev, bakmak istediğimiz evin sadece iki yanındaydı. Tam bu sırada emlakçımız telefon görüşmesini bitirmiş ve ilana yeni konmuş evin anahtar kutusunun şifresini almıştı. Teyzeye umarım komşu olabiliriz diyerek veda ettim.

      Diğer eve bakmaya giderken arkadaşıma müdüründen mesaj geldi. Müsait olduğumda benimle görüşmek istiyormuş. Peki dedim, işlerimiz bittikten sonra ararım.

      Önce dışını gezdik evin. Bahçesi, garajı, verandası, her şeyi güzel görünüyordu. İçeri girdik. Mutfakta ufak tefek tadilat gereksinimi dışında sorunlu bir şey yoktu. Çok güzel bir salonu ve kış bahçesi vardı. Galiba sonunda aradığımızı bulmuş gibiydik. Hem de ilan yeni konduğu için muhtemelen teklif falan da yoktu evde. Fotoğraflardan biraz farklıydı çünkü fotoğraflar ev doluyken çekilmişti, şu an ev boştu. Hemen heyecanla üst kata çıktık. Ama çıktığımız gibi ağzımız açık kaldı. Üst katta resmen tavan dökülüyordu. İçinin yalıtımına kadar yere doğru sarkıyordu. Üstteki tüm odalar aynı şekildeydi, kimisi daha harabe, kimisi yeni yeni dökülmeye başlamış. Banyo kocamandı ama onun da tavanı su almıştı ve üstelik cam tavanlıydı. Odalardan birinin tavanı öyle bir dökülmüştü ki odanın ortasında, yanlışlıkla çarpsanız tüm tavan başınıza düşecek gibi. Açıkçası evin o fotoğrafları karşısında gördüklerimizden sonra bir şaşkınlık yaşadım. Ama neyse, evin geri kalanı belki muhteşemdir, değilse de görmüş olalım diyerek bodruma indik. İnmez olaydık... Ev resmen yan yatmış, bodrumda kocaman çatlaklar var, evin temelinde boydan boya. Bir de yeni boyamışlar muhtemelen çünkü nem alıcı vardı odada ve boya kokuyordu. Çatlağı saymazsak bodrum da çok güzeldi, büyüktü. Hatta o kadar büyüktü ki orayı bile üç ayrı odaya bölmüşlerdi. Ama yeni boyanmış halinde bile kocaman bir boydan boya çatlak varken boyanmadan önce nasıl olduğunu düşününce açıkçası bir an önce çıkmak istedim oradan. Ne hayallerle geldim, ne şoklarla gidiyorum... Bu sefer gerçekten aradığımızı bulduğumuzu düşünmüştüm ama büyük yanılmışım. Evin ilandaki fiyatı $169,900 idi. Ama bırakın oraya 170 bin dolar vermeyi, muhtemelen 70 bin dolar bile vermezdim. Masrafı az olsun çok olsun, deprem ülkesinden geliyorum ben, öyle yan yatmış evi alacak yürek yok bende, hele ki gurbette hiç yok!

      Akşamına emlakçımız evin sağlamlığı ile ilgili bir rapor attı. Eve sağlam olmadığını düşündükleri için olsa gerek rapor almışlar. Raporda temelin acil bir sorun teşkil etmediği, yılda bir denetleme tavsiye edildiği yazıyor. Valla torpille mi aldılar, Photoshop mu yaptılar, yoksa raporu kör birine mi yazdırdılar bilmiyorum, ev resmen yana yatık duruyordu. Tamam, bir Pisa Kulesi değildi ama ben de canımı sokakta bulmadım. O saatten sonra yok ya, bu ev dimdik bak, ölçtük, tam 90 derece çıktı, toleransı bile yok diye rapor getirseler de umurumda olmazdı, ben göreceğimi gördüm.

      Zaten nasıl bir şok geçirdiysem oradan çıktıktan sonra arkadaşımın müdürünü aramam gerektiğini bile unuttum. Sonra arkadaşım hatırlatınca dedim dur, bir yemek yiyelim de kendimize gelelim önce. Tam da yokuşu tırmanırken azıcık ivme kazandığımı düşündüğümde ne de güzel beni durduracak şeyler oluyor. Arkadaşım, müdürünün bana iş teklifi edebileceğini düşünüyordu ama ben başka bir yerde iş görüşmesi ayarlayabileceğini düşünüyordum. Networkü çok geniş biri olduğu için zamanında benim de mühendis olduğumu ve eğer çevresinde eleman arayan olursa benimle görüştürürse çok memnun olacağımı söylemiştim. Çalıştıkları yer küçük bir yerdi ve benim gibi birine ihtiyaçları olmadığını biliyordum. Ama konuştuğumuzda arkadaşım haklı çıktı. Müdürü bana iş teklif etti. Mühendis olarak değil ama en azından mühendis olarak iş bulana kadar geçici olarak çalışacağım açık bir pozisyonları olduğunu söyledi. Bunu söylerken benden özür dileyerek bu pozisyonu teklif ederken kötü bir niyeti olmadığını, beni aşağılamak istemediğini, yalnızca hazır çalışamıyorken belki değerlendirebileceğimi düşünerek teklif ettiğini söyledi. Ben de teşekkür ettim ve tabi ki yanlış anlamadığımı, görüşüp konuşabileceğimizi söyledim. Pazartesi günü öğleden sonrası görüşme yapmak için sözleştik.

      Ben, bana iş görüşmesi ayarlamak için konuşmak istediğini tahmin etmiştim ama kendi şirketlerinde olacağını açıkçası beklemiyordum. Üstelik bu şekilde yaklaşması beni gerçekten çok mutlu etmişti. Pazartesi görüşmenin nasıl olacağını merak ediyordum. Bugün baktığımız ilk ev, mavi ev, Pazar günü açık ev olacakti. Her ne kadar çok hızlı diğer evi görünce üstünü çizmiş olsak da aslında çok da kötü bir ev değildi ve merak ediyordum kaça gideceğini, piyasanın durumunu. O evi de takibe alarak ev arayışına devam etmeye karar verdim.

      Hafta sonu gezecek ev bile bulamamıştık. Pazara bir anda yeni ev düşmez oldu, eskiler de bir bir satılmıştı. Yine aynı şey mi oluyor, evler elimizden mi kaçıyor diye düşünmekten kendimi alamadım.

      Pazartesi günü arkadaşım sabahtan işe gitti. Müdürü, öğle yemeğinde beni almasını söylemiş, araba kullanamadığım için arkadaşımı göndermiş. Böyle ince düşünceler beni her zaman etkilemiştir zaten. Daha görüşmeye bile gitmeden çok olumluydum. Arkadaşım beni aldı ve görüşmek için gittim.

      Görüşmeyi iki patron ve müdür ile yaptık. Shipping & receiving için daha önceden çalışan biri varmış ve bir süre önce işten ayrılmış. Birkaç ay idare etmişler ancak artık oraya yeni birini almayı düşünüyorlarmış yeniden. O pozisyonu bana teklif ettiler. Biraz komikti aslında, ehliyetim bile yoktu ve shipping & receiving pozisyonu için görüşme yapıyordum. Masadaki herkes ehliyetim olmadığını biliyordu, ne zaman geri alabileceğimi sorduklarında iki hafta sonra mahkemem olduğunu ve muhtemelen o zaman alacağımı ama süreçten emin olmadığımı söyledim. Gerektiğinde şirketin minibüsünü kullanabilir misin dediler. Tabi ki kullanabilirim dediğimde nedense biraz şaşırdılar ve emin olmak için truck veya minivan değil, van diye üstüne basarak bir daha sordular. Ben de evet kullanabilirim, zaten araba kullanmayı da öyle bir van ile öğrenmiştim dedim. Hoşlarına gitti sanırım bu durum. Anladığım kadarıyla patronlardan kadın olan o pozisyon için birini almak isterken, erkek olan o pozisyon için birine ihtiyaç olmadığını düşünüyordu. Erkek olan sürekli eğer boş kalırsan içeride üretime de yardım eder misin, depoda yardım eder misin gibi sorular sorarken kadın olan merak etme zaten boş kalmayacaksın, o bölümde çok iş var diyordu. Müdür genelde sessizdi. Arkadaşımla çalışmamın sorun olup olmayacağını sordular. Tabi, evde beraber, işte beraber, herkese uygun değil. Sorun olmayacağını, arkadaşım onlarla çalışmaya başlayana kadar zaten işte de evde de beraber olduğumuzu, bize yabancı bir durum olmadığını söyledim. Sonunda saatlik ücret konusuna geldik. Biliyoruz, sen de mühendissin ama şu an maalesef senin yeteneklerinin altında bir işi sana teklif ediyoruz ve bütçemiz de ona göre diyerek saatlik 17 dolar vermeyi teklif ettiler. Ben ise müdür bana önceki konuşmamızda 17-18 arası bir şey düşünülüyor o pozisyon için dediği için 18 olması konusunda direttim, ev alma sürecinde olduğumuzu bildikleri için, bankanın gözünde de daha iyi olacağını söyledim. Biraz tereddüt etseler de, seni hiç boş bırakmayacağız o halde diyerek kabul ettiler saatlik 18 dolar vermeyi ve mulakati boylece bitirmis olduk.

      Erkek olan patron hadi hemen işe başla derken, kadın olan belki kızın planları var, önce bir sorsana dedi. Ben ise arabam olmadığı için zaten her türlü arkadaşımın işten çıkışını bekleyecektim zaten, isterseniz şimdi de çalışmaya başlayabilirim, benim için sorun olmaz dedim.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 9

      Tam sular duruluyor derken yeni bir bomba geldi bankacımızdan. Arkadaşımın iş/gelir bilgileri onaylanmış ama benim iş/gelir bilgilerim onaylanmamış banka tarafından. Neden diye sordum. İşvereninle görüşmüşler, işverenin orada 90 gün boyunca çalışmaya devam etmeyeceğini düşündüğünü söylemiş, o yüzden senin gelir bilgilerin onaylanmadı dedi bankacı. Ben şok oldum. Tabi yine bankacının bir şeyleri yanlış anladığını ya da yanlış aktardığını düşündüm. Arkadaşıma hemen yazdım. Kendisi işteydi zaten. Gitmiş müdüre siz Ezgi’yi işten mi çıkarttınız diye sormuş bankacının yazdığını göstererek. Müdürü de hayır ama patronla konuşayım demiş. Kadın patron olayın bankacının anlattığı gibi olmadığını, benim yaptığım işten memnun olduğunu, kendisine benim için de arkadaşım için de 90 gündür orada mı çalışıyor diye sorulduğunu ve kendisinin arkadaşım için de benim için de hayır dediğini söylemiş. Çünkü arkadaşım orada yeniden çalışmaya başlayalı 90 gün olmamıştı henüz. Dolayısıyla ikimiz için de 90 günü tamamlamadığımız bilgisini vermiş bankaya. Arkadaşım için önceden ne kadar çalıştığı da sorulmuş ekstra olarak onu cevaplamış. 90 günün sorulmasının sebebi deneme süresi 90 gün burada galiba o yüzden.

      Bu bilgiler ışığında ben hemen bankacımızla tekrar iletişime geçtim tabi ki. Ortada -yine- bir yanlış anlaşılma olduğunu, aslında patronun söylediğinin o olmadığını, isterlerse onunla tekrar iletişime geçebileceklerini söyledim. Bankacımız tamam ben bu konuyu yetkili ekibe bildiriyorum dese de bence pek umursamadı. Çünkü benim gelirimin onaylanmamış olmasının kredimizi net bir şekilde olumsuz etkilemeyeceğini söyledi. Evin değerlemesine, arkadaşımın gelirine falan da bağlıymış. Bir de anladığım kadarıyla benim gelirim evi almak için tek başına yeterli olduğu onaylanmamış olabilirmiş ama arkadaşımla ortak kredi çektiğimiz için toplam gelir olarak onaylanabilirmiş. Gerçekten bizim bu bankacıyı anlamak çok zor.

      Ohio'nun karinda kisinda, o sogukta hic hasta olmamis ben, Türkiye’den ayrılmadan önce hasta oldum. Türkiye’de neredeyse herkesin hasta olduğu bir dönem vardı, tam da o dönemdi. Normalde ben hasta olup ilaç falan kullanmam ama 2 gün içerisinde uçuşum vardı ve sonraki gün de işe gitmem gerekiyordu. Üstelik bu uçuşta yanımda nakit para taşıyacaktım, dikkatli olmalıydım. O yüzden kullanabildiğim kadar ilaç ve serum kullandım. Normalde tek bir serumla bile kendimi toparlardım ama bünyem artık nasıl zayıf düştüyse 4 serumdan sonra bile bir türlü kendimi toparlayamıyordum. Bir şekilde idare edeceğimi biliyordum ama ailemin aklı bende kalıyordu, bu sefer bu yüzden endişeliydim.

      Tüm işlemlerimi halletmiş, tüm belgelerimi toplamış, paramı yanıma almış, geri yola koyulmak üzere havaalanına gelmiştim. Havaalanında kardeşime telefonumu hediye ettim. Amerika’ya ilk geldiğim zaman gibi olmuştu, elimde ucuz yollu bir telefonla dönüyordum evime. Bu seferki vedalaşmam farklıydı ama. Hala hastaydım ama ilaç kullanıyor, sağlam durmaya çalışıyordum. Belki hastalığın etkisinden olmuştur belki Türkiye’de çok az kaldığımdan olmuştur, biraz hüzünlü bir ayrılık oldu bu sefer benim için. Amerika’ya yerleşmeye gelirken güle oynaya gelen ben, hastalıktan ve yorgunluktan ayakta zar zor duruyor, gözlerim dolu bir şekilde uçağa bineceğim kapıya doğru hırıltılı hırıltılı nefes alarak yol alıyordum. Mümkün olduğunca hastalığımı belli etmemeye çalışıyordum, zaten ilk hasta olduğum güne göre daha iyiydim de ama yine de bünyemin hala zayıf olduğunu hissediyordum. Daha önce hiç böyle olmamıştım. Vedalaşmaları kimse sevmez, ben de sevmem. Ama ben soğukkanlıyımdır. Benim için en zor olan vedalaşmalar benim gittiğim vedalaşmalar değil de, ben gurbetteyken beni ardında bırakıp benden gidildiğinde oluyor. Yani bu onlardan biri olmamalıydı. Amerika’da iyi kötü düzenimi kurmuştum. Evime dönüyordum. Beni zorla gönderdikleri bir yere gitmiyordum, bile isteye seve seve gidiyordum aslında. Ama nedense farklı olmuştu işte bu sefer. Türkiye’de zamanın nasıl geçtiğini anlamadım. Sanki sürekli bir şeyle meşguldüm, sürekli bir şeyler için koşturuyordum ama hiçbir şeye yetişememiş, yapmak istediğim hiçbir şeyi yapamamışım gibi geliyordu. Halbuki halletmek için geldiğim her şeyi halletmiş, görmek istediğim herkesi de görmüştüm ama yetmemişti işte.

      Ben ne yaptım, bu 2 haftada nasıl hızla geçti böyle zaman diye düşüncelere dalmış yürürken uçağa bineceğim kapıya sonunda vardım. Valiz kontrolünde görevli, tüm valizlerin içini incelerken parayı koyduğum kutuyu açtı ve bir anlık şokla ağzı açık kaldı. Keşke herkes içinde öyle şak diye açmasaydınız dedim. Hayır, zaten üstümde nakit taşıdığım için tedirginim, bir de herkesin nakit taşıdığımı görmesine ne gerek vardı? Kendi orijinal kapalı kutusunda olmayan her şeyi açıp içine bakmamız gerekiyor dedi. İçinde para olan çantama sarılarak uçtum bütün yolu.

      Chicago'ya indiğimde havaalanında inanılmaz bir kuyruk vardı. Sadece gümrükten geçmek için 3 saat kuyrukta bekledim. Bu yüzden kendi aktarma uçuşumu kaçırmış oldum. Uçuşunu kaçıran sadece ben değildim; hemen hemen herkes uçağını kaçırdığı için yeni uçuş veya gece kalacak otel ayarlamak isteyenlerin sırası da çoktu ve muhtemelen bir sonraki uçuşa da yetişemeyecektim o yüzden. Üstümdeki paradan kurtulmak istiyordum bir an önce, para ise bana kabus olmaya devam ediyordu. 2 orta 1 küçük valizim ve içinde para olan küçük çantamla beraber hastalığıma yenik düşmeden, bir an önce evime varmak istiyordum.

      Son uçağın kalkmasına 1 saat 5 dakika vardı. Eğer tam şu anda bileti alırsam koşa koşa belki yetişirdim uçağa. Önümde sıra çoktu. 1 saat sonra olan uçağa değil, 2 saat sonra olan uçak bile olsa yetişemezdim. Çünkü herkes tek tek otel ayarlıyor, çoğu insan 10-15 dakika kioskta tartışarak sırayı tıkıyordu. Sıranın arasından sıyrılıp bir görevlinin yanına gittim ve son uçağa yetişebilmem için dakikalar var, eğer bana hemen bilet verirseniz belki yetişirim diyerek ricada bulundum. Sağ olsun beni kırmadı ve biletimi basıp getirdi. Çok teşekkür ederek oradan ayrıldım ve valizlerimle gidebildiğim kadar hızlı check-in’e gitmeye koyuldum.

      Havaalanı metrosuyla terminal değiştirdim. Check-in kapanmadan yetişmiştim. Valizlerimi aldılar ama uçağın kapılarının kapanmasına çok az vakit kaldığını, acele etmem gerektiğini söylediler. Uçağın hangi kapıda olduğunu sorup var gücümle koşarak oradan ayrıldım.

      Ben acele ediyordum da güvenlik çantamı arayarak beni oyaladı. İlaç içtiğim için yanımda küçük su vardı. Sıvı sınırına dikkat ederek almıştım. Ama yine de test etmek istediler. Güvenlikten ayrıldığım gibi küçük valizim ve önümde ben koştukça zıplayan çantamla son kalan gücümle koşuyordum. Uçak kapılarını kapatacak dedikleri saatten 5 dakika önce bana söyledikleri kapıya gelmiştim. Ama hiç kimse yoktu orada. Ne bekleyen biri ne bir görevli, hiç kimse!

      Yol üstü gördüğüm United Airlines deskine doğru koşmaya, en azından koşmaya çalışmaya başladım. Artık hiç gücüm kalmamıştı, soluğum kesiliyordu. Nefes nefese onlara derdimi anlattım. Kapıda kimse olmadığını, zaten hasta olduğumu, sadece bir an önce evime gitmek istediğimi söyledim. "Dur, dur sakinleş" diyerek önce beni bir sakinleştirmeye çalıştılar. "Lütfen öyle hastayım, kötüyüm falan deme çünkü gerçekten öyleysen zaten seni uçağa alamayız" dediler. Keşke ekrandan baksaydın kapıya, check-in yapanlar sana doğru kapıyı söylememiş, onlar da bilmiyorlar bazen dediler ayrıca. "Dur öğreniriz şimdi, eğer uçak hala buradaysa biraz bekletiriz" diyerek telsiziyle konuşmaya başladı. Su dedim, biraz su alabilir miyim varsa? Hem su verdiler hem de daha sonra ihtiyacım olursa havaalanında suyumu doldururum diye suluklu seyahat seti verdiler. Ben soluklanıp biraz su içerken onlar da hala uçakla iletişime geçmeye çalışıyorlardı. Uçak kapıları kapatmış ve taksiye hazırlanıyormuş. Yani o uçağı da kaçırmıştım.

      O kadar yoldan gelmiştim hasta hasta ve bu gece evime bile gidemeyecektim. Geçecek, geçecek, bunlar da geçecek. United Airlines bana ertesi güne bilet kesiyordu, sabah ilk bileti mi yoksa gün içinde başka bir saatte mi istediğimi sordular. İlk bilet olsun lütfen dedim. Yeni biletimi verdiler, teşekkür ettim kendilerine. Şimdi THY’yi arayıp onlardan bana otel ayarlamalarını isteyebileceğimi veya havaalanında bekleyebileceğimi söylediler. Hem çok yorgundum hem de üstümdeki parayla havaalanında kalmak istemiyordum. United deskinden ayrılıp ilk gördüğüm yere oturdum.

      THY’ye telefonla ulaşmaya çalışıyordum ama telefona çıkan bana yardımcı olabilecek kimse yoktu. Havaalanında yeniden terminal değiştirip THY’nin bulunduğu terminale geçtim. En azından ilk seferki gibi ağır valizlerim yoktu bu sefer, onları ben binemesem de uçağa vermiştim. THY kiosku da kapalıydı aslında. Ama ben oraya vardığımda bir çalışan, başka birine yardımcı oluyordu. Ben de onunla işinin bitmesini bekleyip ondan yardım istedim.

      Gece 12'ye geliyordu saat. Sabah 6’da uçuşum vardı. Otele ihtiyacım olduğunu söyledim. Çalışan bana “Birkaç saat için otele mi gideceksin?” dedi saçma bir tavırla. "Yorgunum, uykum var ve üzerimi değiştirmem gerekiyor, evet otel ayarlamanızı istiyorum" dedim. Peki ben bir danışayım dedi ve içeri gitti. Çıktığında elinde bir kâğıtla gelmişti. Gece için bana otel ayarlamışlar, akşam yemeği ve sabah kahvaltısı için de bir bütçe vermişler. Otelin servisini arayıp çağırmamı, beni havaalanından alacaklarını söyledi.

      Otelin servisinin beni alacağı kapıya giderken yolda bana akşam uçağına bilet kesen görevliyi gördüm. "Aaa, sen hâlâ burada mısın? Ne oldu?" diye sordu. Maalesef uçağa yetişemediğimi, bu gece otelde kalacağımı, yine de kendisine çok minnettar olduğumu söyledim. Olsun, şansını denedin en azından dedi.

      Otele vardığımda, THY’den aldığım kağıdı resepsiyona verdim. Akşam yemeği servisinin çoktan bittiğini, sabah 4.30'da servise bineceğim için kahvaltının da henüz başlamamış olacağını yani yemek haklarımı kullanamayacağımı söyledi resepsiyonda çalışan kişi. Peki suyunuz, içeceğiniz falan var mı? dedim. "Aa, aslında size bunu vereyim" diyerek güzel bir paket uzattı. İçinde su, enerji içeceği, meyve, cips, jelibon vs. olan bir paketti. Teşekkür ettim.

      Kendisinden bir ricada daha bulundum; telefonumun şarjı bitiyordu ve şarj aletim yoktu. Çünkü iPhone’umu kardeşime bırakmış, kendim Android kullanıyordum ve bu gece eve varamamak planlarım arasında yoktu. O yüzden şarj aletim de yoktu. Telefonumu istersem orada şarja bırakabileceğimi ama politikaları gereği odaya şarj aletini veremeyeceğini söyledi. "Zaten çok erken kalkacağım ve söz, aleti geri getiririm; telefonum olmazsa sabaha uyanamam" dedim. Görevli, geri getirmeyi unutma diyerek aleti bana verdi ve sabah istediğim saatte aranarak uyandırılabileceğimi söyledi. Lütfen arayarak uyandırın beni dedim.

      Odaya girip kapıyı kilitleyip kendimi yatağa atmak istiyordum hemen. Önce odayı bir inceledim, beklentimin çok üstündeydi. Aslında Amerika’da kaldığım oteller arasında en büyük odaydı. Vaktim olsa orada daha güzel zaman geçirmek isterdim. THY’nin bana verdiği kağıtta odanın gecelik ücretinin 80 dolar olduğu yazıyordu, o yüzden çok iyi bir yer olmasını beklemiyordum ama o fiyatın gerçek olması imkansız; çünkü süit oda vermişlerdi. Ya THY’ye özel fiyat ya da ellerinde kalan odaları geceleri ucuza veriyorlar, bilemiyorum. Sonuçta birkaç saat kaldım sadece. Aslında düşününce saatliği 20 dolardan kalmış oluyordum.

      Telefonumu şarja taktım ve yastığa kafamı koyup gözümü kapattım. Gözümü açtığımda odanın telefonu çalıyordu ve uyanma saatim gelmişti. Ama gerçekte sanki 2 dakika önce gözümü kapatmışım gibi geliyordu. Öyle çabuk geçmişti zaman ve yerimden hiç kımıldamamıştım bile bu sürede. Yatak çarşaf bile neredeyse bozulmamıştı hiç.

      Sabah, otelin verdiği paketten bir şeyler yiyip hemen bir ilaç içtim. Şarj aletini resepsiyona geri verirken yine teşekkür ettim. Servisle erkenden havaalanına gittim ve kapılar açılmadan çok önce kapıda beklemeye başladım bile. Bugün her şey yolundaydı, bundan sonra da her şey tıkırında ilerleyecekti. Türkiye'den dönüşümü cumartesi gününe ayarlamıştım. Yol yorgunu olurum, jetlag olurum, uçak rötar yapar falan diye düşünüp özellikle pazara almamıştım; iyi ki de öyle yapmışım. Pazar sabahı ancak Cleveland havaalanına inebildim. Normalde valizlerim önceki akşamdan ulaşmış olmalıydı ama benim yetişemediğim uçağa muhtemelen onlar da yetişememiştir diye düşünerek bantın yanında valizlerimi beklemeye başladım ve bingo! Onlar da benimle aynı uçuşla gelmişler. Valizlerimi de aldıktan sonra havaalanında arkadaşımla buluştum ve eve doğru yola koyulduk.

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: [Arşiv] DV2022 (2022 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @güler-özçelik, içinde söyledi: DV2022 (2022 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @ezgilera selamlar, inanın ben de herşey karman çorman olmuş durumda. Biz evvelinde ds yi haziranda gonderenler olarak bırakın mülakat mailini evrak talebi icin bile aylar sürecek diyorduk. Sonra herşey değişti cn düşük olanlara ve evrak onayı almışlara talih vurdu. Biz tam ortada kaldık. Bundan sonrası için de formda evrak onay maili alanlar bitti cn a göre süreç gidecek deniyordu. Şimdi yine mayısta evrak gönderen yüksek cn lar icin mülakat beklentisi oluştu nisan mayıs aylarından bahsediliyor. E hani cn a gore gidecekti artık. Tamamen karıştı herşey. Ne düşünmeliyim beklenti ne duzeyde, ne zaman icin olmalı bilemiyorum. :(

      Şimdi tane tane anlatıyorum :)

      KCC sürecin başında bir saçmalık yaparak, case numbera göre ilerlemesi gerekirken, case numberdan bağımsız submit tarihine göre ilerledi. O yüzden case numberı 1 haneli olan kişi (evet gerçekten ilk 10'da kendisi) evrak talebi/onayı alamazken, listenin en sonundaki 27xxxlere kadar onaylar veriliyordu.

      9 Aralık'ta KCC'nin aklı başına gelmiş olacak ki, hem evrak talep/onay işlemleri kaldırıldı, hem de submite göre ilerleyen sıra, case numbera göre, yani olması gerektiği gibi ilerlemeye başladı. Ama bu süreçte onay alanların onayları baki kaldı tabiki. Bu da formunu Mayıs'ta submit edenler oluyor.

      Mülakatlar verilirken, current olmuş (13500 altı) onaylılara mülakat verildi. Yani 9 Aralık'tan önce onay almış olanlar ve 9 Aralık'tan sonra case numbera göre 28xxlere kadar onay almış olanlar. (9 Aralık-2 Şubat arası yalnızca bu kadar form onaylamışlar malesef.)

      Mart mülakatları verildikten sonra current olan onaylı dosya kalmamıştı ellerinde. Onlar da case numbera göre kaldıkları yerden formları onaylamaya devam ettiler. 2 Şubat'tan bugüne kadar 28xx-77xx arasını onayladılar.

      Bugün bülten, 13500'den 27000'e yükseldi. Bu durumda 9 Aralık'tan önce onay almış ve şu an current olan birçok dosya oldu ellerinde. Buna ek case numbera göre 77xxlere kadar onaylananlar.

      Mart mülakatlarında olduğu gibi, Nisan mülakatları için de onaylı olan herkese (tabi kapasiteleri yetiyorsa) mülakat vermelerini bekliyoruz. Eğer Nisan ayında da onaylı olan herkes mülakat alırsa, 27xxx olan onaylılar hariç, 9 Aralık'tan önce onay alan başka kimse kalmadığı için, Nisan mülakatları dağıtıldıktan sonra sistem tamamen case numbera dönecek. Araya karışmalar/numara atlamalar olmayacak.

      Biraz uzun oldu ama özeti bu 😅

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: ABD'ye Yeni Taşınmış Göçmenlerin İlk Aylardaki Deneyimleri

      Part 8

      Bankacım ve emlakçım ile devam eden mail trafiğim bir yanda, diğer yanda kendi kişisel işlerimi halletmeye ve sevdiğim insanlarla vakit geçirmeye çalışıyordum. Ancak can sıkıcı bir haber gelmesi çok uzun sürmedi. Banka, eve bir inspector görevlendirmiş ve bu inceleme sonucunda bodrumda su basması olduğunu iddia etmiş. Bu nedenle evin değerlemesini yapamamışlar. Oranın masraflarını öğrenmek için, bizim lisanslı bir uzmanla çalışarak bir maliyet tahmininde bulunmaları gerektiğini, bu işlemlerin tamamlanmadan işlemlere devam etmeyeceklerini ve masrafa bağlı olarak gerekli tadilatı yapmamızın zorunlu olduğunu ve bu gecikmeler nedeniyle bizim deadline'imiza yetişmelerinin garantisi olmadığını içeren bir mail göndermiş bankacımız. Bu maile şok oldum ben, çünkü böyle bir şey beklemiyordum. Biz kendimiz inspection yaptirdigimizda bizim inspector'imiz orayi ozellikle detayli incelemiş ve bir sorun olmadigini, önceden olsa da cozulmus olduğunu soylemisti. Biz emlakcimiz ile konuşurken emlakcimiz calistigi sirketin en ust yetkili emlakcisini konusmamiza dahil etti. Tabi ben konusmamiz falan diyorum ama tum diyaloglar mail ile gerçekleşiyor cunku ben Turkiyedeyim ve gidip yuzyuze kimseyle görüşemiyorum. O an Amerika’da olsam belki kolayca halledebileceğim bir sorun için ugrasiyoruz. Bizim inspector raporunu uzman emlakçıya ilettim ve orada bir sorun olmadığını söyledim. Aslında o da şaşırmıştı. Ben yıllardır bu işi yapıyorum ve daha önce banka tarafından böyle bir taleple karşılaşmadık, bir sorun olsa bile onlar buna göre evin değerini belirliyorlar, dedi. Bu tür bir sorunun ancak benim başıma gelebileceğini biliyordum zaten :)

      Uğraşıyorum, uğraşıyorum ama neresinden tutsam elimde kalıyor. Amerika ayağını halletmeye çalışıyorum, Türkiye'den sorun çıkıyor. Türkiye'ye geldiğimde Amerika tarafında sorun çıkıyor. Az zamanda çok ve büyük işler yapmaya çalışıyorum :) Ama şunu biliyorum, her şey ya ucu ucuna elden kaçacak ya da ucu ucuna başaracağım ve eğer çabalarsam, zor da olsa kesinlikle başaracağım. O yüzden yılmadan, usanmadan devam. Biraz daha sabır Ezgi… Konfor alanından çıktın, aylardır sevdiklerinden binlerce kilometre uzakta yaşıyorsun, bu iş için bu kadar çaba harcadın, o zaman sonunu getir. Bunca insanın desteği, yardımı da varken bu işin altından kalkamazsan ayıp sana Ezgi!

      Uzman emlakçımız durumu netleştirmek için bankacımızla konuşmaya başladı. Hangi uzmanların kabul edildiğini, hangi uzmanların kabul edilmediğini sordu ve isteğini tam olarak belirtmesi gerektiğini soyleyip "clarify" istedi. Bankacımız süreçte bize köstek olan tek kişiydi gibi geliyor bana. Anlaması ve anlaşması zor ve uzun sürüyordu. Benim için teknik terimler kullanıyor olmaları, bu yüzden konuyu tam olarak anlayamıyor muhtemeldi. Ama emlakçılarımız da benim gibi anlamıyordu. Tekrar tekrar "clarify" yani net bir cevap, açıklama istemesi gerekiyordu bankacımızdan. En sonunda bankacımız bir mesajında sinirlenip "bu son clarify" dedi ama biz hala ne istendiğini tam olarak anlamamıştık. Anladığımız kadarıyla, eve water insulation (su yalıtımı) yapan bir firma ile iletişime geçmemizi ve fiyat teklifi almamızı istiyorlardı ya da sorun olmadığına dair sağlam bir raporu almamızı istiyorlardı onlardan. Eğer sağlam bir rapor alamazsak, krediyi bize vermeden önce evi tamir ettirmemizi istiyorlardı. Bu kısmı anlamamıştık. Bizim olmayan bir eve, alıp alamayacagımız belirsiz bir kredi ile, almak için; binlerce hatta on binlerce dolarlık bir masraf yapmamızı bekliyorlardı. Uzman emlakçımıza göre hiçbir firma, fiyat teklifi vermeden orayı geçemezdi, hicbir sorun olmasa bile. Yani düşünün, güzel ve temiz kıyafetlerinizle bir mağazaya gitmişsiniz ve yeni kıyafetlerin fiyatını soruyorsunuz. Mağaza çalışanı size "Sizin kıyafetinizde bir sorun yok, yeni bir tane almayın, üstünüzdekini kullanın" der mi hiç? Sorun aslında water insulation şirketinin vereceği fiyat teklifi de değildi, banka krediyi vermeden önce -evet önce- evin tadilat işleminin bitmiş olmasını istiyordu ve daha sonra yaparım taahhüdünü kabul etmiyordu. Masraf ne kadar küçük olursa olsun, yasal olarak benim olmayan o evde bir işlem yaptırmaya hakkım yok ki satın almadan önce?! Çok saçma bir durumdu bu…

      Kafamda düşüncelere dalmış, sahil boyunca yürüyüş yapıyordum. Telefonuma bir mail daha düştü. Bu sefer Court’tan gelmişti. Türkiye’ye dönmeden önce verdiğim dilekçeyi kabul etmişler ve bana 9 Kasım'a yeni randevu tarihi vermişler. Tam ihtiyacım olan bir anda güzel bir haber almıştım. Bir yerlerde tökezlerken, bir yerlerde de emin adımlarla yokuşumu tırmanmaya devam ediyordum. Bu haber sadece kendisi iyi olduğu için moralimi yerine getirmedi, aynı zamanda tarih itibariyle de moralimi yükseltti. Çünkü banka ve ev işlemlerini 7 Kasım günü sonuçlandırmamız gerekiyordu. Yeni mahkeme günüm ise 9 Kasım'dı. Her şeyin ucu ucuna güzel sonuçlanmasını bekliyordum ki bu tarih tam da o "ucu ucuna" tarihiydi benim için. Her şeyi ucu ucuna başaracaktım, bu tarihi aldığım an bunu biliyordum.

      Cuma sabahı boşanma davam için Çağlayan Adliye Sarayı'ndaydım. Mahkeme salonunun kapısında -tabi ki ailemle birlikte- adımın söylenmesini bekliyordum. Adliyede sürekli ünlüleri, oyuncuları falan gördük o gün beklerken. Sonra bu ünlülerin hepsi, benim kapısında beklediğim mahkeme salonuna girdi. İçeriden ara ara bağırış çağırış sesleri geliyordu, bazı ünlüler mahkemeden kovulup kapıdan çıkıyorlardı. İçeriden çıkan ünlülerin çoğu sanki orada kameralar varmış gibi tepkiler veriyorlardı, yüksek sesle, şov yaparak :) Ofise gidip biz birkaç saattir bekliyoruz, ne zaman alınacağız diye sordum. Meğer Reha Muhtar boşanıyormuş içeride, ondanmış bu kadar gürültü patırtı şov… Davanın görülmesi uzun sürüyormuş, onlar bittikten sonra alınacaksınız dedi. Saat öğlen 12'yi geçiyordu, saatlerce süren Reha Muhtar davasından sonra içeriden ünlü ünlü çıktılar son kalanlar. Ben tekrar ofise gittim, öğle saati gelmişti çünkü. Dosyamı hatırladıklarını ama bulamadıklarını söylediler. Birkaç telefon görüşmesinden sonra dosya bulundu. Hakime hanım Reha Muhtar davasından sonra yorulmuş -normal tabi-, bizim davayı öğleden sonra ilk dava olarak göreceklermiş. Peki dedik yine beklemeye başladık. Öğle arası bittiğinde yine mahkeme salonunun önünde bekliyorduk. Hakime hanım çok yorulmuştu olacak ki, mahkeme salonuna gelmedi. Beni ve eşimi kendi odasına çağırdı. Odasında bir misafiriyle beraber Türk kahvelerini yudumluyorlardı. Kahvesinden bir yudum aldıktan sonra isimlerimizi söyledi, boşanmak istiyor musunuz dedi evet dedik, dosyanızı okudum boşanmanızı kabul ediyorum dedi ve kahvesinden bir yudum daha alarak misafiri ile muhabbetine geri döndü. Boşanmamız yaklaşık 30 saniye sürmüştü. Hakime hanımın bizi boşama konuşması, hani Unganlar muayenesinde doktorun peşpeşe hızlıca sorduğu sorular var ya, tam da o tarz olmuştu. Otomatikleşmiş ve cevaplarımızı beklemeden konuşmaya devam ederek :) Biz odaya girip çıktığımız sırada ailem hala mahkeme salonunun önünde bekliyordu. Ben dönünce ne oldu bir şey mi unuttun dediler, o kadar hızlı dönmüştüm geri yani. Boşandık dedim. Onlar da şaşırdı. Yani bu kadar küçük bir şey için mi saatlerdir bekliyormuşuz diye isyan ettiler. Aman olsun, ben geç de olsa, sürecimde bir adım daha atmıştım. Kesinleştirme işlemleri için önümüzdeki hafta bir gün yine adliyeye gitmemiz gerekiyordu.

      Emlakçılarımızla konuşuyordum. Önümüzde 3 seçenek vardı. İlki ve uzman emlakçımızın önerdiği seçenek, kredi çekeceğimiz kurumu değiştirip başka bir yerden şansımızı denemekti. Ben buna sıcak bakmıyordum çünkü daha önce bankacı Özlem Hanım'la yaptığımız konuşmadan bildiğim üzere çok fazla kredi firması seçeneğim yoktu. Başka yerden düzgün faiz oranlarıyla onay alabileceğimizi sanmıyordum ve benim boşanmam, gift money, işimde yeni olmam gibi birçok unsur vardı gözetilmesi gereken. Her şey tamam olsa bile bize verilen sürenin çoğu bitmişti bile ve işlemler yetişmezdi. Ama uzman emlakçımız satıcı ile anlaşıp süreyi uzatabileceğimizi söylüyordu.
      İkincisi bankayı; bir water insulation firmasıyla değil de, bir yapı mühendisi ile çalışıp, onun hazırladığı raporu kabul etmesi için ikna etmek. Bu benim sıcak baktığım bir seçenekti ama yapı mühendisi bir miktar para istiyordu, bankanın da kabul edip etmeyeceğinden emin değildik.
      Üçüncü ve son seçenek, yeni gelişmeler doğrultusunda, bankanın raporunu göstererek evden vazgeçmek. Bunu emlakçımız da istemiyordu ben de istemiyordum ama süreç o kadar zorlu ve sorunlu geçiyordu ki arkadaşım pes etmek istiyordu.

      Ben ikinci yoldan ilerlemek istediğimizi emlakçımıza bildirdim. Böylece uzman emlakçı, bankacımızla önce maillerle sonra telefonda uzun görüşmeler yaparak bu konuda en uzman kişinin bir yapı mühendisi olduğu konusunda zorla da olsa onu ikna etti. Emlakçımızdan ben yurt dışında olduğum için bizim adımıza bir yapı mühendisi bulmasını ve en acil şekilde randevu almasını istedim. Emlakçımız sağ olsun hepsini halletti, ben sadece yapı mühendisinin parasını gönderdim, o kadar. Yapı mühendisi incelemesini yaptı ve raporumuz çıktı. Rapor aslında sadece bankaya vereceğimiz için değil, bizim için de önemliydi. Çünkü sorunları olan bir evi alıp neden başımıza dert etmek isteyelim ki? Raporda evde bir su basması, su sızması sorunu olmadığı yazıyordu. Banka işlemlere kaldığı yerden devam edebilirdi artık.

      Ertesi hafta son kez adliyeye gidip boşanma işlemini kesinleştirdik. Evrakları aldığım gibi direkt yeminli tercümana gönderdim ve Cuma gününden önce elimize ulaşması konusunda tembihledim. En ucuz olan seçeneği seçmiştim tercümede ama gerçekten ortalamanın altında, pek kabul edilebilir olmayan bir sonuç çıktı. Bana gönderdikleri revize belgeyi gördükten sonra kendim gerekli düzeltmeleri yaparak onlara geri gönderdim. Benim de üst düzey bir İngilizcem yok ama inanın yapay zeka bile bana gönderdikleri çeviriden çok daha iyi yapardı çeviriyi. O yüzden çeviriyi gönderirken kendilerine naçizane bir not yazdım, ben işin uzmanı değilim tabi, işin uzmanı sizsiniz, daha iyi bilirsiniz ama ben burada eksikler görüp düzelttim kendimce dedim. Sonrasında bana gönderdikleri revizenin bir uzmanın elinden çıkmış olduğu belliydi ya da iyi bir yapay zekanın :) Çeviriyi onayladım ve adresime kargoladılar. Ben kargoyu beklerken çevirinin PDF halini bankaya gönderdim ve banka o şekilde kabul etti bile belgeyi. Kargo yetişmese de çok büyük sorun olmazdı artık, nitekim sorun olmayacağı için kargo erken bile geldi…

      Amerika Birleşik Devletleri'nde Yaşam içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: DV2024 (2024 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @serserotek, içinde söyledi: DV2024 (2024 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @adaderyaela
      Sadece mail attım ne hikmetse olumlu karşılandı. Yani özel bir durumum yok.

      Özel durumunuz 2025 kazananı olmanız ve henüz current olmadığınız için işlemi KCC ile yapmanız. 2024 başlığı altında yazarak kafa karışıklığına sebep oluyorsunuz.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: DV2026 (2026 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @iibrahimd, içinde söyledi: DV2026 (2026 Green Card Lotosu) Aşamaları

      @EzgiLera Hanim o halde eski usule dönüş sağlandı diyebilir miyiz tabiki şu anda gözlemlemek en mantikli tercih gene forumu elimizden geldiginde yalayip yutmamiz gerekiyor ancak Dosyalar Ankaraya döndüğü vakitte gene insiyatif alip alamiycaklarini sorup rica etmemiz ve işin peşini sonuna kadar kovalamamiz gerekicek anladigim kadariyla. Eğer ki konsolosluklara katı bir dilde oturum izni olmayanlari almayin derlerse orasi ayri bir durum ama ümitsizligide kapilmamamiz lazim umarım herkes kolaylikla vizesine kavuşur

      Evet şu an tam olarak eski haline döndü sistem. DoS’un konsolosluklara hiçbir şey dikte ettiğini, hatta böyle bir hakkı olduğunu bile sanmıyorum açıkçası. Daha çok tavsiye gibi düşünün bunu DoS’tan konsolosluklara. Çünkü her zaman son kararı konsolosluk veriyor. Muhtemelen sadece belli başlı ciddi konularda DoS son söz sahibi ama genel olarak bu tarz vize onaylama konularında falan konsolosluklar esnek.

      Örneğin aslında DoS’un tavsiye ettiği evrak talepleri aynı ama bu evraklar mülakata girilen konsolosluk bazlı değişebiliyor. Ya da isim yanlış yazma gibi konularda diyoruz ki Ankara bu konularda anlayışlı bir konsolosluk, demek ki bu konuda da sadece “tavsiye” var dikte yok.

      Konsoloslukların oturumsuz dosya taşımayı inisiyatif alması konusunda da önümüzdeki süreçte daha net göreceğiz bir şeyleri ancak ben fikrimi belirteyim. Eğer konsolosluklar bu işlerden yılıp da bu kararı kaldırttılar ise pek yanaşmayacaklardır bu oturumsuz taşımaya, zaten normalde de sürecin sonlarına doğru yapıyorlardı bu taşıma işlerini. Eğer konsolosluklar kaynaklı bir değişiklik değilse, konsolosluklar bunaltılmadığı sürece yine yardımcı olmaya çalışacaklardır ancak yine sürecin ortasından önce beklemiyorum bunu.

      Geçmiş senelerden bir olay anlatayım. DV22nin son aylarında rica minnet oturumsuz taşımayı ilk kez kabul eden bir konsolosluğun hikayesi bu. Bu konsolosluk önce birkaç kişiyi kabul ediyor, sonra bu olay birkaç kişi tarafından duyuluyor ve onlar da rica ediyorlar, konsolosluk birkaç kişiyi daha kabul ediyor. Derken bu olay yayılıyor ve tabi oturumsuz kabul eden ilk konsolosluklardan biri olunca bir anda yığılma oluyor, mail yağmuruna tutuluyor küçücük konsolosluk ve ne o sene ne de sonraki senelerde başka kimseyi oturumsuz kabul etmiyor.

      Konsoloslukları yıldırmamak, küstürmemek lazım. Bu oturumsuz taşıma inisiyatifinde şunu unutmayın, bu konsolosluklar gerçekten hiçbir zorunlulukları ve sorumlulukları olmamasına rağmen, size bakması gereken o kocaman konsolosluk sizinle hiç ilgilenmediği halde, sizin dosyanıza bakıyor ve yardımcı olmaya çalışıyorlar. Suistimal edildikleri yerde de geri adım atmalarından daha doğal bir şey olamaz. Konsoloslukları suistimal etmeyin, yıldırmayın. Basit bir google aramasıyla bile bulabileceğiniz şeyleri gidip de konsolosluklara sormayın. Hele ki bu karar daha bu kadar tazecikken konsoloslukları darlayıp da iyice soğutmamak lazım bu işten.

      Greencard Lotosu (Diversity Visa) Süreci içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • RE: DV2024 Sohbet Odası

      @Didem-G, içinde söyledi: DV2024 Sohbet Odası

      @EzgiLera
      -Bilinmezliğin verdiği genel bir cekince sanırım. Üniversitede dili ingilizce olan bir okulda okudum temel var yazma/okuma da sıkıntı yok ama konusma klasik türklerdenim :) Gecen yıl mayıs ayından beri ekstra kursa gittim. Eşimde ingilizce yok denecek kadar. Ama sanırım ne kadar bildiğimi düşünsemde Amerika’da ilk etapta dil konusunda zorluk cekeceğim sanırım. Herkesin yorumu bu yönde ama dediginiz gibi kapanmadan biraz sağa sola saldırmak gerekecek. ☺️

      • 5 ve 7 yasında iki cocugumuz ile geleceğiz. Her ne kadar onlar için harika bir fırsat olduğunu düşünüp rahatlasam da , aklımdan orada kimsesiz olacağımız geçiveriyor birden modum düşüyor. İyiye odaklanmayı her zaman başaran ben bu sefer bu bilinmezlikten korkuyorum. 😔
      • kredi skoru, adres kanıtı, ev kiralama cemberinde , ev kiralama işi tamamen Allah’a kalmış durumda gibi sansımız iyi giderse duzgun bir otel/airbnb gibi yerlerde iki cocukla idare edecegiz tamam ama yerimizi bulmadan cocukların okul kayıtlarını yaptıramayacağız, bu da ayrıca endişelendiriyor.
      • maddi açıdan bir birikimle geleceğiz fakat ama o birikim ne kadar süre bizi götürür bilemiyorum.
        Baktıgımda forumda tecrubelerinden, bilgisinden faydalandıgım insanlara, hep bir abd gecmişi görüyorum. Biz sadece Avrupa’ya turisttik gezi için cıkan( o da cocuk yokken :) ) cok sıradan bir cift olarak kalıyoruz eşimle. Binlerce sey geciyor aklımdan bu işin altından kalkabilir miyiz kalmamaz mıyız diye.. Asla denememiş olmakta istemiyorum.
      • eyalet secimi konusunda cok karışıyız NY, NJ, FL arasında kalıyoruz. Bir izmir’li olarak su an FL sıcak gorunse de ilk başlangıç için acaba NY , NJ mi olsa diye düşünüyoruz. Mulakat gününe az kaldı hiç bir şey belli değil. İyi plan yapmayı gectim plansız garip bir hal aldık.
        Bir dokuntunuz bin ah işittiniz 🫢

      Belirli bir temeliniz varsa dil konusunda sorunları hızlıca aşarsınız. Ama bunun için Florida gibi göçmenlerin ve İspanyolca konuşanların çok olduğu, hatta Amerikalıların bile aksanlı konuştukları güney eyaletlerine değil de daha clear konuşulan kuzey eyaletlerine gitmenizi tavsiye ederim.

      Cebinizde yeterli miktarda para olduğu sürece ve kendinizi iyi ifade edebildiğiniz sürece ev bulabilirsiniz. Belki depozitoyu fazla vermeniz gerekir, belki birkaç kira peşin vermeniz gerekir ama çözülmeyecek bir sorun değil. Sonuçta hayata sıfırdan başlayarak gelen bir tek siz değilsiniz ve herkes bir şekilde ev tutuyor. Aslında bir oda kiralamak daha kolay ama sizin çocuklarınız olduğu için ayrı bir ev kiralama ihtiyacınızı anlıyorum tabi ki.
      Alternatif olarak: eğer airbnb tutarsanız bazen insanlar airbnb’nin sahibiyle direkt anlaşıp uzun dönem, birkaç ay kiralama yapabiliyorlar. Eğer evi beğenirseniz, yeni evinizi bulana kadar böyle bir yol tercih edebilirsiniz.

      Herkesin bir ABD geçmişi yok aslında. Hatta hiç yurt dışına çıkmamış insanlar bile var buraya yaşamaya gelen. Ama buraya gelmiş görmüş kişiler daha sonra burada yaşamaya karar verdikleri için, başvuran ve seçilenlerde çoğunluğu oluşturuyor olabilirler :)

      Kendimden örnek vereyim, ne benim ailemde ne sülalemde Amerika’da yaşayan kimse yok. Hatta ailecek hiç yurt dışına çıkmamıştık bile. Sülalemde ise gençliğinde work and travel yapmış bilmem kaçıncı dereceden kuzenim ve çoook uzaktan akrabamız olan, Türkiye’de bir üniversitede profesör olarak çalıştığı için birkaç kez Amerika’ya gelmiş bir akrabamız var. Başka da bildiğim bir örnek yoktu çevremde.

      Gençlik zamanlarımda yazlıktan tanıdığımız, Amerika’da yaşayan bir aile dostumuz beni davet etti. Ben de bir cesaret ben gidiyorum dedim. Tek başıma geldim, turist olarak. Burayı çok sevmiştim. Sonra döndüm okulumu bitirdim, iş, evlilik derken aradan yıllar geçti. 2 kez üst üste çekiliş çıktı. İlkinde pandemi sebebiyle maalesef vize alamadım. Ama ikincide aldım. Geldikten sonra her şey yolunda gitmedi tabi ki. Öncelikle boşandım. Daha sonra hayatımı kurdum ve buradayım hala. Çok da memnunum hayatımdan.

      Birkaç ay önce ailem ziyarete gelmişti. Ben buraya gelirken babam çok üzgündü. Gitme diyemiyordu ama keşke gitmene gerek olmasa diyordu. Burada birkaç ay benimle vakit geçirdikten sonra evet neden geldiğini daha iyi anlıyorum dedi. Hatta ben vatandaş olduktan sonra kendisi bile gelip burada yaşamayı düşünebileceğini söyledi. Benim babam çok sosyal bir insan değil, kolay kolay arkadaş edinmez ve hiç İngilizce bilmiyor. Ona rağmen o bile burada yaşayabileceğini söyledi.

      Babam gibi siz de burada yalnız değilsiniz, ailecek geliyorsunuz çünkü. Eş dost akraba ise her zaman 1 telefon uzakta. Ama buraya adapte olmaya istekli olmalısınız. Ben babamı hiç İngilizce bilmemesine rağmen bensiz bir şeyler yapmaya teşvik ettim. Bir gün marketten pickup yapmaya gönderdim mesela. Arabayı pickup kısmına park edip beni aradı. Şimdi ne yapayım dedi. Dedim bekle. Biri gelmiş bir şeyler sormuş. Tabi babam anlamamış. Dedim anlamana ve konuşmana gerek yok, en fazla ne sorabilir sanki? iPad almaya gitmişti, iPad diye cevap ver dedim. Sonra telefondan duydum, birilerine iPad iPad diye sesleniyordu 😅 telefona döndü, getirdiler aldım iPad’i dedi.

      Belki de bu gibi küçük küçük olaylar babamın hoşuna gitmiştir, bilemiyorum. Türkiye’ye döndüğünden beri Amerika ağzından düşmüyormuş. Amerika’da şöyle Amerika’da böyle diye herkese anlatıyormuş :)

      Benim 60ına merdiven dayamış, hiç dil bilmeyen babam gelip burada yaşayabileceğini düşünüyorsa sizin 5 ve 7 yaşındaki çocuklarınız burada mutluluktan Türkiye’yi unuturlar :) Siz zaten yalnız olmak isteseniz bile çocuklarınız sayesinde yalnız olamayacaksınız. Çocuklarınızın arkadaşlarının aileleri ile görüşeceksiniz, öğretmenleri ile konuşmanız gerekecek. Hiç olmazsa okul sayesinde bir sosyal çevreniz olacak.

      Eyalet seçimi konusunda ise Florida dediğiniz gibi iklimi ile sizi cezbediyor olabilir ama sadece İngilizce değil, İspanyolca ile de karşılaşacağınızı unutmayın. NJ tavsiye etmiyorum açıkçası. Birkaç kez gittim ama pek beğendiğim bir yer değil. Zaten güvenli bir eyalet de değil. Birçok sorunu var. Sokaklar da pis, güvenlik başlı başına sorun, trafik var. Poşet bile paralı ya 😅 Amerika’da olup da Amerika’daymışım gibi hissettirmeyen bir eyalet. Ama önceliğiniz Türk bir çevreye sahip olmaksa düşünebilirsiniz, hiç yaşanmayacak bir yer değil. Ny için nyc değil ama upstate ny olabilir, neden olmasın? Sizi zorlayacak tek şey iklimi olur. Kuzey eyaletlerde okulların biraz daha kaliteli olduğu söyleniyor ama çocuğum olmadığı için direkt tecrübe ettiğim bir durum değil.

      Biraz özgüven, biraz medeni cesaret, biraz dil, biraz maddi birikim ve birazcık da şansla halledemeyeceğiniz hiçbir şey yok, emin olun. Şansı denklemden kaldırmak için de bol bol araştırma ve hazırlık yapmak lazım.

      Yalnız olmayacaksınız, hiç korkmayın. Ailecek gelmek sizin için büyük avantaj, kullanmasını bilirseniz. Irkı ne olursa olsun burada gördüğüm kadarıyla insanlar size yardımcı oluyorlar genelde.

      Yeşilkart (Greencard) ve Göçmenlik içinde yayımlandı
      EzgiLeraE
      EzgiLera
    • 1 / 1