@yalta @israfil ben depremin insanlarda nasıl bir etki bırakabileceğini aslen Değirmendereli, İzmit'te oturan bir arkadaşımdan o günü ve sonrasını dinlediğim zaman sadece ve sadece anlamaya başlamıştım. Onlar enkazda kalmamış ama yazlıktan eve dönerken gördükleri manzaralar yetmiş. Bakıyorsunuz dışa dönük, neşeli bir insan ama hayatında nasıl bir travma var. Bakmayın burada pat küt yazdığıma, depremi yaşamış biriyle konuşurken gerilirim, yanlış bir şey söylemeyeyim diye uğraşırım çünkü en ufak bir uyaran beyinde hiçbir engele takılmadan insanları o güne götürebiliyor.
Depremde bir anda birçok insan kaybediliyor, bundan etkilenen insan sayısı bunun kaç katı, ama yine de bu durumun vehametini toplumun diğer kesimi zerre kadar bilmiyor! Her şey o kadar politik ki, bir açıdan düşününce yapılan hataların hesabı sorulmasın diye medya kontrol ediliyor, çoğunlukla yas tutmalara ve arama kurtarmadaki başarıya yer veriliyor. İnsanlar bu kadar cahil bırakılamaz. Eminim nüfusun yüzde 99'u hâlâ deprem olduğu anda ne yapacağı konusunda hiçbir fikre sahip değil!
Depremle ilgili yukarıda yazdıklarımı daha çok depremi yaşamamış kişilere anlattığımı biliyorum. Yıkıcı bir depremin tam ortasında bulunmuş biri olarak her bir yazdığınız kelime benim için de (üzülerek söylüyorum ki) iyi bir dönüt oldu sayın @yalta teşekkür ederim... Cümleleriniz, kelimeleriniz o kadar çok şey anlatıyor ki ben de bazılarını tekrar vurgulamak isterim. "... herhangi bir esyanin yaninda (altinda yada ustunde degil)" kesinlikle yanında ve "sıkışmış" evet bir yerde sıkışıp bekliyorsunuz, çoğu durumda hareket alanınız kısıtlı, sanmayın ki koltukta uzanır gibi bekliyorsunuz.
Kapı aralıklarından yukarıda bahsetmemiştim. O zamanlar meşhurdu ana habere bir konuk çıkartıp konuşturmak. Kapı eşiklerinin güvenli olduğuyla ilgili yarım yamalak bir şeyler söylenmişti. Hatırlıyorum kapı eşiğinde durup kollarımı da başımın üzerinde kavuşturup buraya sığıyor muyum diye denediğimi. Sanki deprem anında evdeki kapıların eşiğine koşup orada beklememiz gerekiyormuş gibi bir algı vardı. Statik açıdan bakıldığında evet kapı eşikleri güvenli diyelim, sadece üzerindeki tuğlanın yükünü taşıyan, yapıda boş bırakılmış bir alan. Kiriş, döşeme durup dururken küt diye düşse kapı eşiğindeyseniz sizi teğet geçer diye hayal edelim ama deprem gibi dinamik bir etkide bunun hiçbir anlamı, kapı eşiğinin hiçbir koruyucu yanı yok.
Yukarıda bahsettiğim korunma yöntemleri, doğru yaklaşımla inşa edilmiş bir binada, bina yıkılacaksa bile size zaman kazandırabileceği için yapabilecekleriniz üzerine. Her zaman bu şekilde olmuyor. Bununla ilgili örnek 2011 Van Erciş depremi. Burada da duyduğum üzücü bir hikaye var ama o kısmını anlatmadan; deprem oluyor, sarsıntı hissediliyor ama ne olduğu anlaşılamadan insanlar kendini enkazın altında buluyor. Burada da anlıyoruz ki zemin problemli. Zeminde inşaat öncesi yeterli inceleme/iyileştirme yapılmamış veya yalan yanlış zemin etüt raporu verilmiş.
Diyelim ki yukarıda bahsettiğimiz şekilde enkazdan kendinizi koruyabildiniz, yardım bekliyorsunuz. O da hemen gelemiyor. Van depreminde ülkenin birçok yerinde birçok şantiyede işler durdu, çünkü şantiyelerdeki kule vinçler sökülüp Van'a gönderildi. Buna rağmen vinç sıkıntısı yaşandı. Vinç bulundu, bu sefer vinci kullanacak ara eleman sıkıntısı yaşandı. Tüm bu sorunların en iyi çözümü ülke politikalarıyla mümkün. Yönetmeliklerden tutun da halkın bilinçlendirilmesine, arama kurtarma çalışmalarına kadar.
Konu başlığından çok uzaklaştım ama tüm bunları şunun için anlatıyorum. Zaten kendi başımıza yapabileceklerimiz çok sınırlı. Onların da ne olduğunu bilelim. Bundan önceki iletimi de daha sonra yazarım diye düşünerek erteliyordum ki ya yarın bir deprem olursa belki bunu okuyan birine faydası olur diye yazdım. Benim bile yazmam için California'da bir deprem olması gerekti. Aslında hayatımızdaki birçok konuda, konunun gündem olmasını beklemeden kendimizi aşıp harekete geçmek gerekiyor.
Yine bir ulusa sesleniş konuşması yapmışım... Eyy... Hiçbir doğal afetle karşılaşmamanız dileğiyle.